DEĞERİMİZİ ARTIRABİLİR MİYİZ ?

Aynı hammaddeden yapılmış ne çok şey var çevremizde !
Sobamızdaki odun, mangalımızdaki kömür, sandalyemiz, masamız, mobilyamız, kapımız, çerçevemiz, bastonumuz
hep ağaç asıllı. Mutfağımızdaki çatal, kaşık, bıçak, tava, tencere, kolumuzdaki saat, dolma kalemimizin ucu, cebimizdeki anahtar, otomobiller, gemiler, uçaklar, iş makineleri ve motorları, uzay araçları, cerrahların kullandığı kesiciler ve daha niceleri hep metalden yapılmıştır.

Hammaddeleri aynı olsa da, nesneleri birbirinin yerine kullanamayız. Örneğin sobamızda çok işe yarayan yakacak odunu kapımızın, sandalyemizi penceremizin, mangal kömürümüzü masamızın … yerine kullanamayız. Tümü metalden yapılmış olsa da inşaat demiri pulluğun, pulluk saatin, saat mutfak aletlerinin, traktör uçağın, uçak uzay aracının yerine kullanılamaz. Çünkü insanın eli ürünü olan hiçbir şey, yapıldığı hammaddeden ibaret değildir. İnsan, tüm hammaddeleri kendi amaçlarına, kendi ihtiyaçlarına göre işler, biçimlendirir. Örneğin tartıldığında 5 kilogram gelen bir ahşap sandalye artık 5 kilogram yakacak odundan farklı ve elbet daha pahalı olan bir şeydir. Kolumuzdaki saat, aynı ağırlıktaki metal parçasından çok farklı ve değerli bir nesnedir.
Nesneler, tasarlanıp üretildikleri amaçlara uygun olarak kullanılırlarsa en yüksek düzeyde işe yararlar. Örneğin traktörün üretiliş amacı toprağın en iyi şekilde sürülmesidir ve o bu işe göre tasarlanıp biçimlendirilmiştir. Ancak istersek traktörü taşıma ya da binek aracı olarak da kullanabiliriz. Ekmeği baltayla, odunu bıçakla kesmeye kalkışmak da mümkün elbet; ancak nesneleri asıl üretim amaçları dışında kullanmanın akla ve ekonomiye ne ölçüde uygun düşeceği de dikkate alınmalıdır.
İnsanın, nesneleri kendi amaçlarına, kendi çıkarlarına uygun biçimde tasarlayıp uygun malzeme kullanarak üretmeye çalıştığı, günlük yaşamımızda sayısız kez tanık olduğumuz bir gerçek. Bir başka gerçek de şu ki, insan, yalnız topraktan, maden ocaklarından, ormanlardan, hayvanlardan elde ettiği hammaddeleri işleyip şekillendirmekle yetinmez. İnsan, kendi meşrebi, kendi amaçları, kendi çıkarları doğrultusunda eğitimini ele geçirdiği başka insanları vasıfsız işçiden uzay mühendisine, doktordan kiralık katile, yurtseverden göbeğini kaşıyana, vatan satıcısına, paralı askere, özgürlük savaşçısından yağdanlık kalemşora, satılık gazeteciye kadar çok çeşitli biçimlerde eğitebilir, biçimlendirebilir.

Özetlemek gerekirse, insan, çevresindeki her çeşit hammaddeyi usulünce işleyerek, biçimlendirerek değerini artırır; daha işe yarar, daha kullanılışlı, elverişli hale getirir. Bir yolunu bulursa çevresindeki insanları da kendisine hizmet etmeleri için biçimlendirir ve bu çabasından kendisi için çok yararlı sonuçlar elde edebilir.

Biz de insanız ve elimizdeki hammaddeyi işleyip işe yararlığını, dolayısıyla değerini artırabiliyoruz. Çocuklarımızı da elimizden geldiği, aklımızın yettiğince eğitip olumlu nitelikler kazandırmaya, böylece toplumdaki yerlerini, değerlerini artırmaya çalışıyoruz… diyebilmeyi çok isterdim ama yazık ki gerçek pek öyle değil. Yazık ki pek çoğumuz kendimizi de, çocuklarımızı da Mantolu Mehmet Efendi türünden birtakım televizyon soytarılarının ve çöpçatanlık programlarının karanlığına teslim etmiş durumdayız. Yaşadığımız dünyadan, doğal, sosyal, ekonomik olayları biçimlendiren yasalardan, ülkenin nasıl yağmalandığından hiç mi hiç haberimiz yok. Miş mışlı masal çağından kurtulamıyoruz. Bu halimizle yalnızca sömürücü üçkağıtçı siyasetçilerin oyuncağı, ucuz oy deposu olabiliyoruz. Oysa onların dayattığı karanlık dünyadan kurtulmak mümkün! Eğer içinde bulunduğumuz bilgisizliğin, çaresizliğin farkına varır, bilgi ve becerilerimizi artırmayı kendimize, ailemize, ülkemize ve insanlığa karşı ertelenmez bir görev olarak benimsersek, hiç kuşku yok ki insan ve yurttaş olarak kalitemizi, dolayısıyla değerimizi artırabiliriz. Böylece bizi sadakayla, yalan dolanla satın alınacak, onların deyimiyle güdülecek sürü bireyleri olarak gören ve böylece donup kalmamızı isteyenlerin tuzaklarından kurtarabiliriz. Evet, bunu bizim için biz, yalnızca biz yapabiliriz. İşte kurtuluşumuzun biricik yolu: Bilgi, beceri ve yeteneklerimizi artırarak değerimizi yükseltmek.! Kendimiz için, ailemiz için, ülkemiz ve tüm dünya için!.. Neden yapamayalım? Taşı, toprağı, demiri, başka insanları işleyip değiştirebilen, değerlerini artırabilen biz, kendimizi neden geliştiremeyelim, değerimizi neden artıramayalım? Neden?…

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir