BİZİM NEYİMİZ EKSİK ?
“- O işi sen mi yapacaksın? Güleyim bari..”
…………………………
“- Sen aptalın tekisin be kardeşim, o işi başarmak kiiiim, sen kim?”
…………………………
“-Sus, aptal, sen zaten ne bilirsin ki?, Ne yapabilirsin ki?”
…………………………
“- Mankafa, gerzek, dumkof, beceriksiz…”
Hangimiz çocukluğumuzda evimizde, okulumuzda, gençliğimizde çalıştığımız iş yerlerinde arkadaşlarımızdan, ustalarımızdan, işverenlerimizden ya da rakiplerimizden böylesine kırıcı, yıkıcı, kendimize güvenimizi sarsıcı darbeler almadık? Bu hançerleri kalbimize saplayanlara sorarsanız amaçlarının bizi eleştirmek, çalışmaya, başarıya yöneltmek olduğunu söylerler. İyi niyetlerinden kuşku yok elbet, ancak sonuca bakılırsa bize yönelttikleri eleştirilerin üslubu ve söz malzemesiyle gönlümüzü delik deşik ettikleri, özgüvenimizi yere serdikleri, tabir caizse kaş yapayım derken göz çıkardıkları apaçık ortada. Öyle ki, özgüvenimiz yok olduğu için artık hangi işi yapmamız önerilse “Olmaz yahu, ben yapamam efendim, bu iş beni aşar kardeşim…” gibi acınası sözler eşliğinde teslim bayrağını anında göndere çekiveririz. Bu teslimiyetlerimiz işlerin güçlüğü karşısında yaptığımız bir muhasebenin, bizim gücümüzle işin hacminin karşılaştırılması sonucunda varılan gerçek yargının sonucu değil, çevremizin bize peşin peşin kabul ettirdiği bir yetersizlik duygusunun ifadesidir. Düpedüz bir psikolojik sorundur.
Çevremize dikkatlice bakarsak bizim yapmayı göze alamadığımız nice işi birçok kişinin hiç zorlanmadan yapa geldiklerini görürüz. Üstelik bu insanların fizikçe, ruhça, bilgi ve beceri birikimleriyle bizden çok da farklı olmadıklarını fark ederiz. Pekiyi, nasıl oluyor da onlar bizim göze alamadığımız işleri yapma cesaretini kendilerinde bulabiliyorlar?
Evet, onlar bu cesareti kendilerinde bulabiliyorlar, çünkü yüreklerine
Bizim yüreklerimize saplanan hançerler saplanmamış. Onlara “Sen aptalsın, gerzeksin, sen yapamazsın…” gibi sözler en aşağılayıcı, küçümseyici biçimde söylenmemiş. En küçük kusurları fırsat bilinerek
yerin dibine batırılmamışlar. Onların beyinlerine, dillerine “yapamam, edemem, bilemem, beceremem…” gibi sözcükler kazınmamış. Onlar kendilerini yapamamaya, bilememeye… mahkum etmiyorlar. Onlar kendilerine güveniyorlar. Sorun bu kadar basit aslında. Yeter ki dilimizden, beynimizden , yüreğimizden şu “yapamam, edemem, bilemem … “ gibi marazi sözcükleri silip atalım. Pekiyi, biz bunu yapabilir miyiz? Elbet yaparız. Bizim, onlardan neyimiz eksik?