SEVGİLİ İNSANLAR, GÖREV BAŞINA !

Birkaç gün önce iki bayram yaşadık sevgili insanlar: Önce 31 Mart 2024 günü akşamı demokrasi bayramı, birkaç gün sonra da şeker bayramı… Her iki bayram da halkımıza kutlu olsun.

Şeker bayramı her 355 günde bir kutlanıyor halkımızca. İyi de oluyor. Küsler barışıyor; yaşama savaşı içinde sağa sola savrularak ailelerinden uzak kalan pek çok insan, bayram vesilesiyle ailece bir araya gelerek hasret gideriyor; torunlar dedelerini, dedeler nineler torunlarını, evlatlarını görerek sevgilerini, sevinçlerini paylaşma fırsatını buluyor. Bir iki günlüğüne de olsa, buruk da olsa yüzleri derin sevinçler aydınlatıyor.

Demokrasi bayramı ise öyle bir iki yılda bir çıkıp gelmiyor! Tarihte az rastlanan gerçek aydın bir insan, gerçek bir yurtsever, gerçek bir milliyetçi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları emperyalist güçleri denize döküp sultanın ve ailesinin saltanatına son vererek Türkiye Cumhuriyetini kurunca, imparatorluk hazinesinde yuvalanmış pek çok kemirgen, pek çok çöpsever, devlet beslemeli pek çok kandırgan tarih boyunca kullanageldikleri “DİN ELDEN GİDİYOR” uyuşturucusuyla halkın aydınlanmasına engel olmaya çalıştılar.

Atatürk’ün “HAYATTA EN GERÇEK YOL GÖSTERİCİSİ BİLİMDİR, FENDİR” sözünün halkı uyuşturanlar için ne kadar büyük ve korkutucu bir engel olduğunu bilen aydınlar ise yurttaşlarımızı ulaşabilecekleri en yüksek düzeyde eğitime yönlendirmek için ellerinden geleni yapmaya çalıştılar. Köy enstitülerinin açılışı bu amaçla atılmış en büyük adımdır.

Çıkarlarının devamını halkın bilgisizliğinin sürmesinde bulan saltanat düşkünlerinin iktidara geldiklerinde yaptıkları ilk zararlı iş ise köy enstitülerinin kapatılması, ikincisi de Nato’ya girmek olmuştur.

Nato’nun patronu ABD ve onun kanlı örgütü CIA’nin destek ve rehberliğiyle büyük başarıya ulaşarak önce Atatürk düşmanlığını devlet eliyle kontrollerindeki halk kesimlerine yaydılar; sonra da Atatürk’ün kurduğu fabrikaları sattılar, Onun adını silmeye cesaret edemedikleri için, adının yazılı olduğu kurumları yıkarak, yok ederek belleklerden silmeye yöneldiler… Yetmedi, laikliği yok sayarak okullardaki eğitimi tarikat militanlarının yönetimine teslim ettiler.

Türkiye uzun zamandır, saltanat hasretlilerinin dört nala at koşturarak boş sanılan bu meydanın işgaline tanıklık etmekte. Atatürk’ün yurtta ve dünyada barış, ulusal bağımsızlık, ulusal kalkınma, eğitim, bilimsel gelişme ve benzeri konulardaki görüş ve düşüncelerinden panikleyen saltanat şürekası ve kandırılmış hayranlarının ulusumuza ve yurdumuza verdikleri ve vermeye çalıştıkları zararları iyi bilen cumhuriyetçiler, yurtseverler, aydınlar yıllardan beri bu olumsuzlukları engellemeye çalıştılarsa da yazık ki mücadelelerinin haklı ve halktan yana olduğunu anlatabilme konusunda yeterince başarılı olamadılar. Çünkü yerli ve milli(!) çıkarcı siyasi partilerin muktedir liderleri ile büyük dostları dünya çapındaki emperyalistlerin işbirlikçisi siyasetçilerin hayırsever (!) yardımları sonucunda hemen hemen bütün seçimlerde sandıklardan hep aynı yerli ve milli (!) iktidarlar fırladı.

Sonra?…

Sonra, 31 Mart 2024 günü yapılan yerel seçimlerde sandıktan CHP çıktı… Şu işe bakın hele. Hani kökü dışarıdaydı CHP’nin? Hani Komünistti? hani teröristi?, Hani Kandil’den yönetiliyordu? Hani şuydu? Hani buydu? Hani?…

Son yerel seçimden alınması gereken bir ders bulunduğunu sanıyorum: Evet yerli ve milli muktedirler, pek çok yurttaşımızın yanına gidip “Sen aslansın, kaplansın, mertsin, erkeksin…” diyerek şöyle bir tekbir çekip ensesine bir şaplak vurarak ağzından lokmasını alabiliyorlar. Çok uzun zamandan beri yaptıkları da bundan ibaret.

Ama her işin bir sonu var! Uyuşturucu, sömürücü muktedirlerin işleri gibi: Dolmak bilmez kasalarını ha babam doldurmaya çalışmak gibi, kişisel kin ve nefretlerinden dolayı kimi muhalif insanları hapislerde çürütmek gibi, devlet imkanlarını yakınlarına peşkeş çekmek gibi zaaflarıyla insana ve insanlığa zarar vermelerinin de bir sonu olacağı gibi elbet.

Ve işte oldu da! Daha doğrusu bu yolda önemli bir adım atıldı: Halkımız, yerel yönetimde halkçı muhalefeti iktidara getirdi.

Ey halkın düşmanı muktedirler;

“Bu yıl emeklilerin yılı olacak!” diye dalga geçtiğiniz emeklilerin gerçekten de bir yılı oldu işte! Hem de tarihe geçecek bir yıl!

İşçi, çiftçi, bağımsız çalışanlar, memur emeklileri ve diğerleri, muktedirlerin yerli ve milli olmadıklarını anlayıverdiniz sonunda ve bu kez siz onların enselerine esaslı bir tokat attınız!

Ellerinize sağlık gerçeği görmeye başlayan sevgili halkımız. emekli dostlarımız. Daha çoook tokat atacaksınız sizi uyuşturan, aldatıp duran yerli ve milli (!) iktidarlara ve yabancı ortaklarına…

Allah size şifa, sabır ve ellerinize güç versin; başka ne denir?

Bu seçimde birinci parti olan CHP’nin de alması gereken bir ders var: halk dilinde “Ne oldum delisi ” diye söylenen
bir başarı sarhoşluğu… Büyük başarıların insanı da, örgütleri de sarhoş edebileceği, “Ben neymişim be abi” kıvamına sokabileceği sosyolojik bir gerçek. Ama bu, CHP açısından hoş görülebilecek bir durum olmaz. Olmamalı. CHP’nin seçim sonuçlarını değerlendiren konuşmalarında böyle bir tehlike görmedim. Umarım yanılmam.

Sevgili insanlar, Ülkemizin ve ulusumuzun içinde bulunduğu ekonomik, siyasi ve kültürel bataklıktan çıkarılması görevinin yalnızca CHP’nin omuzlarında bulunduğunu düşünemeyiz. Türkiye’nin düze çıkması tüm ulusumuzun görevi ve çıkarıdır. Eğer CHP bu süreçte herhangi bir nedenle başarısız olursa şu anda yenilgiyi kabullenmiş görünen “yerli ve milli(!)” muktedirlerden başkaca bir kurtuluş şansımız bulunmayabilir. Bu nedenle, illerimizin, ilçelerimizin, beldelerimizin en iyi şekilde yönetilip yönetilmediğini hep gözlememiz, yönetimin başarılarını desteklememiz, eleştirmemiz, hatalarını yöneticilerle tartışmamız gerektiğini unutmayalım.

Yoksa gelecek seçimlerde kahrolabileceğimiz sonuçlarla karşılaşabiliriz.

O halde sevgili insanlar, haydi görev başına!…

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir