“SAYIN” DEMEK ZORUNDA MIYIZ?
“Sayın” sözcüğü, dilimizin en güzel sözcüklerinden biridir. Bir kişinin adından önce kullandığımız bu sözcük, adı geçenin saygıya değer olduğundan, yani dürüst, özü sözü bir olduğundan, bireylere ve topluma zarar verme eğiliminin bulunmadığından, insanlığın tüm olumlu niteliklerine sahip olduğundan… kısacası erdemli olduğundan emin bulunduğumuzu ifade eder. Bu nedenle, yalnızca gerçekten saygı değer kimseler için kullanmamız gereken “sayın” sözcüğünü bu sıfatı hak etmeyenlerin adlarından önce kullanmamız, bizim değerlerimize inanan, güvenen insanları söz konusu kimsenin kişiliğine kefil olduğumuz yanılgısına düşürebilir.
Birçok insan, gerçekte hiç saygı duymadıkları kimselerden söz ederken “sayın”
sıfatını kullanmayı nezaketten çok bir zorunluluk sayarlar. Bunu en çok yapanlar da politikacılardır. Gerçekte hiç saygı duymadıkları, kanlı bıçaklı oldukları rakiplerinden söz ederken çoğu kez söze “sayın …” diye başlar, sonra sayın diye andıkları kişinin tüm faullerini, tüm frikiklerini, tüm ayıplarını bağıra çağıra sayar dökerler. Sizleri bilemem ama ben bu tür konuşmaları artık dinleyemiyorum. Neden mi? Konuşmacıların bu sözlerini çok çelişkili buluyorum da ondan! Adama hem hırsız, ahlaksız, hem de “Sayın …” diyeceksiniz! Ben, sizin sözünüze güvenerek adamın hırsız mı, ahlaksız mı,
yoksa saygıdeğer olduğuna mı inanacağım? Olur iş mi bu yani?
Kişiler, toplumdaki yerleri ve değerleri ne olursa olsun, sonuç olarak birer varlıktırlar ve herkes gibi, her şey gibi yaşam hakları vardır. Bu hak, var olmaktan kaynaklanır. Ancak, var olmak, saygıdeğer olmak için elbet yeterli değildir. Saygıdeğerlik, doğuştan gelen bir nitelik değil, insanın hırsını, bencilliğini, öfkesini denetim altında tutabilme başarısının, imkanların ihtiyaç sahipleriyle karşılık beklenmeksizin paylaşılması iradesinin bir getirisidir.
Yazık ki insan kılıklı canlıların önemli bir bölümü henüz erdemlilik, başka bir deyişle saygınlık düzeyinde evrimleşememiştir. Davranışları bencilliklerinin, libidolarının, egolarının güdümünden, damgasından, biçimlendirmesinden kurtulamamıştır. Hak, adalet, hukuk, ahlak, özgürlük, dürüstlük, eşitlik, sözünde dururluk v.b. değerler onların dilinde birer takiyye malzemesinden başka bir anlam taşımaz. Böyleleri, göreve başlarken canları pahasına koruma yemini ettikleri değerleri, çıkarları gerektirdiğinde ayakları altına almakta bir an bile duraksamazlar. Uygun fiyat bulduklarında kendi anaları da dahil olmak üzere satamayacakları hiçbir şey yoktur. Vatan toprağı da, vatandaş kanı da, ulusal değerler de meslek ve insanlık onurları da onlar için alınıp satılabilir şeylerdir. Onlar, emperyalistlerle ulustan gizli hizmet sözleşmeleri yapmaktan diplomatik gurur duyarlar. Onlar, yurt içinde en yağlı sofralarda çanak yalamayı, yağlı sofra sahiplerini devletin şemsiyesi altına alıp kendilerini de o sofra sahiplerinin şemsiyeleri altına sığınarak kendileri ve sülaleleri için ömür boyu gelecek ve onur stokladıklarına inanırlar. Böylesi kişiler bir yolunu bulup halkın gözünde muteber makamlara tırmandılar diye gerçekten saygın mı oluyorlar yani? Elbet de hayır! Ne diyordu Ziya Paşa bir beytinde: “Bed asla necabet mi verir hiç üniforma? Zerduz palan ursan, eşek yine eşektir!” Ne demekti bu? “ Makam, rütbe aslı kötü olana asla saygınlık kazandırmaz! Nasıl ki sırtına altın semer koymakla eşeği eşeklikten çıkaramazsanız!”
Özetlemek gerekirse, yetkilerini, nüfuzlarını kötüye kullanarak kişisel ve siyasal çıkarlar sağlama yolunda kullanan, kendilerinin ve efendilerinin, yandaşlarının ve yalakalarının suçlarını, hırsızlıklarını örtbas eden, verdikleri sözlerin gereğini yapmayan, devletin, halkın ve yetimlerin haklarını hapır hupur yalayıp yutan, sonra da takiyye ile kendini dünyaya kahraman diye yutturmaya çalışan kimselerden “Sayın…” diye söz etmeyi her şeyden önce ne dediğini bilmezlik olarak, dilimize saygısızlık olarak değerlendiriyorum. İnsanlıktan uzak olanlara “sayın” demek bir yasal zorunluluk olmadığı gibi, nezaket gereği de değildir.
O halde “sayın” sıfatını gerçekten “sayın” olmayanlar için asla kullanmamalıyız! Kırda, çayırda, bayırda otlayan hayvanlara sayın at, sayın eşek, sayın deve denilmesinde elbet hiçbir sakınca yok, ama bir yolunu bulup bir yetkiyi gasp, bir makamı işgal ederek “Rabbena, hep bana!” duasını okumakta olanlara HAYIR! Çünkü onlar asla “sayın…” değil. Mayın, mayın! Hepsi mayın!