SADIK ATANMIŞ BEY’İN DERİN KEDERİ

Sadık ATANMIŞ Beyefendi pek mutluydu birkaç gün öncesine dek. Ağzı kulaklarındaydı sevincinden. Nasıl sevinmesindi ki? Bir punduna getirip çok sayın genel başkanıyla Meclis girişinde karşılaşmış, başkanın lütfuyla iki saniyeliğine göz göze gelmişti. Kendisi belini kırıp yerlere kadar eğilmiş, arz-ı hürmet etmiş, o mübarek zat da hafifçe tebessüm eder gibi olmuştu. Sadık Bey bu fırsatı değerlendirip “Muhterem genel başkanım…” diye arz-ı ubudiyet etmeye hamle ettiyse de, muhterem şahsiyet, korumaları arasında hızla uzaklaşıp gitmişti. Sadık ATANMIŞ Beyefendi öylece kalakalmıştı ortada. Olsun varsındı, muhterem genel başkanla konuşma fırsatı bulamamış olsundu. Muhteremle iki saniyeliğine göz göze gelmek bile yeterdi adam olana… Eh, kendisi de adam gibi adamdı yani. Tam da genel başkanın istediği gibi davranmıştı dört yıl boyunca: Parmak kaldır denildiğinde parmak kaldırmış, kaldırma denildiğinde kaldırmamıştı.
Yeni seçimde de aday listesinin uygun bir yerine konulacaktı mutlaka. Bundan kuşkusu yoktu! Olabilir miydi?

Aday listeleri hazırlanırken parti genel merkezinde birden ortaya çıkan aday adayı bolluğu diğer atanmışlar gibi Sadık ATANMIŞ Beyefendi’nin de huzurunu bozdu. Muhterem genel başkan kendisinin sadakatinden kuşku duymazdı elbet ama ya yeni gelen binlerce kişi arasında birileri kendisinden daha sadık görülürse ne olacaktı? Bu soru çok canını sıktı Sadık Beyefendi’nin. Sonunda düpedüz uykuları kaçtı. Listenin açıklanmasından önceki iki geceyi tümden uykusuz geçirdi. Muhterem genel başkana ulaşmanın bin bir yolunu denedi ise de bir türlü başarılı olamadı.

Ve… sonunda listeler açıklandı: Sadık ATANMIŞ Beyefendi de, daha önce atanmışların yarıya yakını da yeni listede yoklardı. Koskoca dünya Sadık Beyefendinin de, bu kez liste dışı bırakılan diğer atanmışların da başlarına yıkıldı. Nasıl olurdu efendim, bu onlara yapılır mıydı? Muhterem genel başkanın yaptığı da tümden nankörlüktü yani! Değer bilmezlikti. Listeye girmek asıl onların hakkıydı. Gerçi listeye girmenin neden kendi hakları olduğunu kendileri de bilmiyordu, geçmişte vekili olarak atandıkları millet de bilmiyordu ya her neyse! Hakları yenmişti işte. Mağduriyet yaftasını göğüslerine çaprazlama asıp sine-i millete dönmekten başka yapabilecekleri bir şey kalmamıştı.

Sadık ATANMIŞ Beyefendi, liste dışında kaldıktan sonra uzunca bir süre derin kederler içinde kulaç attı. Soyadı, seçimden önceki parlamenterlik dönemindeki haline denk düşüyordu: ATANMIŞ… Peki, şimdi kendisini nasıl tanıtacaktı? Bu kez ATANMAMIŞ mı demeliydi? İşi çok zordu. En iyisi psikolojik destek almak mıydı ne!

Sonunda bir doktora gitti, kendini “Ben Sadık ATANMIŞ, bu kez atanmamış milletvekili” diye tanıttı. Doktor, dikkatle baktı Sadık Beyefendi’nin gözlerine ve sükunetle: “Affedersiniz,” dedi, “Ben milletvekillerinin milletçe seçildiklerini, hizmetlerinden hoşnut kalınmazsa da bir daha seçilmediklerini sanırdım. Ne zaman oldu bu değişiklik? Milletvekilliği ne zamandan beri seçim yerine atanmayla kazanılıyor? Bunda bir yanlışlık mı var, ben mi yanlış anladım?”

Sadık ATANMIŞ Beyefendi, doktorla görüşmenin kendisine yarar sağlamayacağı kanaatine vardı. Çünkü doktor çağın çok çok gerisinde kalmıştı: İleri demokrasilerde parti genel başkanlarının büyük fedakarlıklarla millete vekiller atadıklarının, milletin öyle kendine vekil seçme gibi küçük işlerle uğraşmasına gerek kalmadığının farkında değildi. Böyle bir doktordan ne fayda beklenirdi ki?

Sadık ATANMIŞ (Bu kez atanmamış) Beyefendi içinde tarifsiz derin bir kederle doktorun odasından çıktı. Villasına dönerken, dört yıl sonra yapılacak seçimde yeniden millet vekilliğine atanmak için neler yapması gerektiğini düşünmeye koyuldu…

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir