KÜÇÜK AYAK BÜYÜK PABUÇ (2)

İnsan, doğası gereği bencildir ve tüm yapıp etmelerinde kendi çıkarlarını, değerlerini, tasarımlarını ön planda tutar. Toplum yöneticileri de aynı biçimde davranırlar. Yönetim güçlerini, toplumun inançlarını kullanarak kendi inançlarına, kendi çıkarlarına, kendi geleceklerini güven altına almak üzere kullanır, yönettikleri toplumları bu amaçlara hizmet edecek biçimde düzenlemeye, örgütlemeye, şekillendirmeye, yoğurmaya çalışırlar. Örgün, yaygın, yasal ya da yasadışı, açık ya da gizli, devlet ya da cemaat, tarikat ya da örgüt eğitimlerini bu doğrultuda yürütürler. Bu alandaki çalışmalarına meşruiyet kazandırmak için, yönetimlerindeki topluma şu klasik açıklamayı yaparlar: “Soylu desteğinizle iktidara geldiğimizde bir enkaz devraldık! Şimdi zaman, bu enkazı ortadan kaldırma, size ve kutsal amaçlarımıza, inançlarımıza yakışır yeni bir düzen kurma zamanıdır. Bunun için desteğinize her zamankinden fazla ihtiyacımız var! İmanınızı, inancınızı korumak için yola çıktık, kefenimizi giydik de yol açıktık. Ve, falan, filan…” Böyle diye diye kendilerine göre aldıkları pabuçları bebek olarak gördükleri toplumun ayaklarına giydirirler. Peki, pabuçlar ayaklara uydu mu diye sorarsanız, uysa da uymasa da giydirdik , derler.

Toplumlar zaman içinde tıpkı çocuklar gibi bilgi, bilinç ve kültür olarak büyür ve büyüyen çocukların kendi pabuçlarını seçmek istemeye başlamaları gibi, kendi ekonomik, toplumsal ve kültürel yapıları konusunda söz ve karar sahibi olmak isteklerini ortaya koymaya başlarlar. Toplumların kendilerine yeterlik iddia ederek yöneticilerin vesayetinden kurtulma arzularını ve giderek bu konuda kararlılıklarını ortaya koymaya kalkışmaları, onları gütme hak ve yetkisini kendilerinde bulanların canını sıkar ve tıpkı hızla büyüyüp kişilik geliştirmekte olan çocukla onu hep küçük bebek olarak görme alışkanlığından kurtulamayan otoriter baba arasındaki o ezeli ve ebedi çatışma ortaya çıkar. İlkel toplumlarda kuşak çatışmaları yaşandığında otoriter babanın vazgeçilmez ikna yöntemi olan tekme tokat ve benzeri şiddet uygulamaları, en küçüğünden en büyüğüne, itaatkar olmayanları, şiddetle uyarma, kınama, ihraç etme, işten ve toplumdan çıkarma, özgürlüklerinden yoksun bırakma, tecrit ve aforoz etme, ve hatta yargısız infazlarla yok etme biçimlerine bürünerek uygulamaya girer.

Bu uygulamalar sonuç olarak birtakım mevsim değişmelerine, Arap baharları ya da devrim hareketleri gibi birtakım yerli – yersiz ya da zamanlı – zamansız, ancak çoğu kez kanlı sosyal sarsıntılara yol açar. Bu sarsıntıların büyük krizler olarak adlandırılması da mümkündür. Böylesi krizler, bir zamanlar büyük pabucun içinde fıldır fıldır dönen küçük ayakların zaman içinde büyüyüp o pabucun günden güne daralması ve sonunda yer yer patlaması, yırtılıp parçalanması sonucunu verir. Böylece, küçük ayağa büyük pabuç dayatmasıyla başlayan öykümüz, zaman içinde büyük ayak – küçük pabuç çatışmasıyla sona erer… Mi? Yoksa yeni bir ayak – pabuç çatışması mı başlar?
Tarihsel süreç, her nedenin bir sonuca yol açtığı ve her sonucun yeni bir neden oluşturduğudur…

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir