“KAR YAĞIYOR YAĞIYOR…”

“Kar yağıyor yağıyor
Abamı giyeceğim
İhtiyara varıp da
Baba mı diyeceğim ?”

Uzun zamandır her yaştaki çocukların ama özellikle küçük çocukların hasretle beklediği kar yağışı nihayet başladı. Dağ taş, çatı, sokak bembeyaz. Bütün çocuklar gibi içimdeki bir türlü büyümek bilmeyen neredeyse yetmişlik çocuk da gök yüzünden süzülüp gelen her kar tanesi için ayrı sevinç çığlıkları atarken aklıma yukarıya aldığım eski bir mani geldi ve kar sevincim yerini bir anda töre uğruna hayatı söndürülen gencecik, hatta çocuk yaştaki kızlarımızın, kadınlarımızın acısı aldı.

Elbet bilirsiniz, toplumumuzun çağlar boyunca yaşaya geldiği, Anadolu’nun pek çok yerinde hala bütün vahşetiyle sürüp gelen ve adına töre denilen aşağılık anlayışa göre kadın erkekle eşit değil, erkeğe eş değil, yalnızca bir cinsel meta, alınıp satılabilen bir nesnedir. Kumadır, kapatmadır, metrestir, cariyedir… Alınıp satılabilir, kapı dışarı edilebilir. Kadınlarımızın , kızlarımızın pek çoğunun henüz eş seçme bilinci de, cesareti de, imkanı da yoktur. Onlar törenin esirleri, kurbanlarıdır.

Pek çok siyasetçinin ve destekçilerinin savunduğu töre anlayışına göre genç kızlarımızın eş seçme, beğendiği birini sevme gibi bir hakkı yoktur. Kızlarımız ancak ailesinin uygun gördüğü başlığı veren zengin kart horozun veya zengin oğlunun yatağına girebilir. Evlilikte mutsuz olursa baba evine dönme ya da bir yerlere gidip kendi yuvasını kurma şansı ve hakkı yoktur. Böylesi durumlarda töre denilen vahşet yasası derhal uygulamaya konulur: Kadınlığını yaşamaya kalkışan isyankar, aile meclisince ölüme mahkum ve cezası ya babası, ya erkek kardeşi ya da terk ettiği kocası tarafından bir şekilde infaz edilir. Cellat, artık bir kahramandır, çünkü ailenin namusunu (!) temizlemiştir. O kültüre göre kız evladın, kız kardeşin başlık denilen para karşılığında düpedüz paralı pisliklere satılması namussuzluk değildir de kızın, kadının satılmayı, kumalığı, kapatmalığı, metresliği reddedip kendi eşini kendi seçmeye kalkışması namussuzluktur.

Kadını namus uğruna katletmeyi öngören kültürün ya da töre denilen vahşetin iki ayağı vardır: Biri kadının ruhsal ve cinsel beklentilerini karşılayamadığını fark eden zengin kart horozların şüpheciliği, kıskançlığı, diğeri ise kızını sevdiğiyle evlendirmek yerine onu düpedüz hayvan gibi satılık eden ilkel ailenin aşağılık çıkarcılığı. Bu iki ayağın işbirliğinin adı da töredir. Onlara göre töre yani ağalık ve cehalet düzeni korunmalıdır ki zengin kart horozlar kendi kızları, hatta torunları yaşındaki kız çocukları istedikleri zaman el altında bulundurabilsinler. Zavallı kızların bu iğrençliğe karşı çıkma olanakları bulunmasın. Ve yoksul aileler, kızlarını satıp üç beş kuruş elde etme olanağını yitirmesinler. Bunun için de yoksulluk düzeni ve cehalet devam etmelidir, töreyi koruma adı altında cehalet ortamı yaygınlaştırılmalı. Kadınların bilinçlenmeleri, kendi ayakları üstünde yaşayabilecekleri bilgi ve beceriye, mesleğe sahip olmaları, parayla alınıp satılabilecek çaresiz, savunmasız varlıklar değil, bütün insanlarla eşit haklara sahip insan olduklarının farkına varmaları engellenmelidir.

Ne mutlu ki ülkemizin batı bölgelerinde bu kara zihniyet önemli ölçüde aşılmış, kızlarımızın büyük bir bölümü satılık nesneler olmaktan kurtulmuş ve kendi eşlerini seçme olanağını bulmuşlardır. Ancak toprak mülkiyetinin hala ağalara, şeyhlere ait olduğu yerlerde kadınlarımız, kızlarımız kendilerine sahip olamamakta, başlık adlı bedel karşılığında alınıp satılmakta ve isyana yeltendiklerinde töre gereği gerekçesiyle öldürülebilmektedirler. Ülkeyi yönetenlerin iktidarlarını koruma kaygısıyla bu durumu görmezden gelmeleri insani değildir, hukuki değildir, ahlaki değildir. Bu düzene göz yumanların, bu düzene göz yumanlara oy vererek onları destekleyenlerin namustan, ahlaktan, manevi değerlerden söz etme hakları yoktur. Böyle davrananların tümü, her gün töre gereği öldürülen üç-beş kadınımızın katilleri kadar suçludur, elleri kanlıdır.

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir