KAHROLASI SATILIK MEDYA
Dünya halkları medyayı geçmişte toplumun gözü, kulağı, dili olarak benimsedi, güvendi, itibar etti. Medya da kendisini öyle tanıttı başlangıçta. Basılı ve görsel medya yalnızca haberler, doğru ve tarafsız haberler verecek, halkın bilgilenmesini, aydınlanmasını sağlayacaktı. Önceleri öyle de oldu. Ama sonra? Sonra görüldü ki, medya halkı bilgilendirmekle kalmıyor, etkisi altına aldığı kitleleri düpedüz yönlendirebiliyor, belli malların, markaların tüketicisi, bağımlısı, belli siyasal görüşlerin, inançların gözü dönmüş militanı haline getirebiliyor, medya sahipleri ellerindeki bu araçların sayısını ve etkilerini arttırmak için ellerinden geleni yapmaya koyuldular: Teknisyenler yetiştirdiler, teknolojilerini geliştirdiler… Ve gün geldi, halkın gözü, kulağı, dili olma iddiası usullacık unutturuldu. Bu nitelikler yerlerini halkın kılavuz kargasına, afyonuna, halkın tüm değerlerinin pazarlayıcısına, kamuoyu güdücülüğüne bıraktılar.
Günümüz medyası artık halkın gerçekleri görmesine, duymasına, tepkisini göstermesine hizmet etmiyor. O anlayış tarihin derinliklerinde kaybolup gitti. Medya şimdi para babalarının, siyaset babalarının halka göstermek istediklerini, duyurmak istediklerini, inandırmak ve söyletmek istediklerini döküyor sayfalara ve ekranlara yalnızca halkı uyuşturacak, şartlandıracak, gerçek gündemden, aydınlıktan uzaklaştıracak zırvaları, köpük dizileri, sözüm ona eğlence programlarını yansıtıyor.
Başka türlü de olabilirdi oysa. Örneğin gazeteler halkın bilgilenmesine, kamu hizmetlerinin halka mı yoksa belirli çıkar çevrelerine mi yönlendirildiğini adım adım izleyebilir, bu doğrultudaki eleştiri ve önerilerini ortaya koyabilirdi. Yerel ve genel televizyonlar ekranlarını bilimsel yayın ve belgesellerle kendilerini birer açık üniversite onuruna ve düzeyine yükseltebilirlerdi. Değişik görüşlerden insanların katılacağı insanları bir araya getirerek bilimsel, siyasal ve felsefi konuların tartışılmasını sağlayabilir, mevcut seviyesiz programlarıyla toplumu ve insanları aşağılamaktan kaçınabilirlerdi. Geçmiş yüzyıllardan, bin yıllardan günümüze kalmış uygarlık izlerine, kültür varlıklarına sahip çıkar ve yetkililerin de aynı hassasiyeti göstermelerini talep edebilirlerdi.
Pek iyi, yazılı ve görsel medyanın tümü aynı aymazlıkta, aynı çıkarcılıkta, aynı paraya tapıcılıkta mı? Değil elbet. Sayıları çok az da olsa, halkına, emeğe, bilime ve tarihe saygılı olan, varsılların emrine girmeyen, sayfalarını ve ekranlarını halka ihanet edenlere açmayan, gerçekten halkın gözü, kulağı ve sesi olan gazete ve televizyonlar da var. Ancak onlardan öğrenebiliyoruz gerçekte neler olup bittiğini.
Bir zamanlar dünyaya tarım ürünleri ve hayvan satan ülkemizin bu gün komşu ülkelerden kurbanlık hayvan, saman ve pamuk almak zorunda kaldığını yalnızca onlardan öğrenebiliyoruz. Bir zamanlar yurtta barış, dünyada barış ilkesini savunurken şimdi başkalarının menfaatine olmak üzere komşu ülkelerdeki karışıklıkları para ve silah desteğiyle körüklediğimizi… onlardan öğreniyoruz. Bütün bunlar olup biterken okuyucularını, seyircilerini köpük dizilerle, aptalca eğlence programlarıyla, hurafe dolu belgeselleriyle ve kendi ordumuzu aşağılayıcı düzmece belgelerle düşmanlarımıza hizmet veren Cumhuriyetimize düşman medya, ülkemizin, halkımızın, ordumuzun uğradığı saldırıları görmezden, duymazdan gelerek satılmış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Muktedirlere yağdanlık ve yalakalık yapmakta birbirleriyle yarışmakta olan bu satılıklara artık itibar etmemeliyiz. Hep onları okumak, hep onları dinlemek, seyretmek zorunda mıyız? Kapılarımızın önüne parasız bırakılanlar da dahil olmak üzere, halkımıza, ülkemize, ordumuza, üreticilerimize düşman olan bu rezilleri ekranlarımızdan, masalarımızdan def edelim artık. Ve sesimizi yükseltelim: Kahrolsun satılık medya. Yetti be!