İNSANLAŞMANIN NERESİNDEYİZ ? (1)
Hayvanların anatomisiyle ilgilendiniz mi hiç? Böyle bir iş için veteriner, hayvan üreticisi. Avcı ya da kasap olmak gerekmiyor. Bir hayvanın canlı halini, beslenmesini, üreme çabasını. kesilip yüzülmesini, iç organlarının çıkarılmasını, gövdesinin parçalanmasını seyretmişseniz, hayvanların anatomisi hakkında belli bir fikir edinmişsinizdir. Yaşadıkları çevrede hayvanları görme fırsatı bulamayanlar bile televizyonlarda yayınlanmakta olan hayvan belgeselleri sayesinde hayvanları yeterince tanıma, yaşam biçimleriyle ilgili az çok bir fikir edinme olanağını bulmuşlardır.
Hepimiz biliyoruz ki hayvanlar vücut sıcaklıklarını derileri ve derilerini kaplayan tüyler ya da kıllarla korurlar. Hava sıcaklığı katlanamayacakları ölçüde değiştiğinde duruma göre gölgeye, kuytuya ya da kovuklara, inlere sığınırlar. İnsanlarsa tüyleri artık vücut sıcaklığını koruyamayacak kadar kısalmış ve seyrelmiş olduğundan bu sorunu uygun kalınlıkta giysilerle, giysiler yetmezse ateşten ve mağaradan, kulübeden saraya kadar çeşitlenen barınakları kullanarak çözmeye çalışırlar. Yine hepimiz biliyoruz ki canlıların yaşaması için beslenmeleri gerekir ve hayvanların bir kısmı otçul, bir kısmı etçil, bir kısmı ise hem etçil hem otçuldur. Bütün hayvanlar, besinlerini ağızlarıyla bedenlerine alırlar, vücudun orta kısmında yer alan karın bölgesindeki organlarla öğütüp yararlı maddeleri bağırsaklar aracılığıyla kana karıştırdıktan sonra kalan posaları atarlar.
İnsanın beslenme organları da hayvanlarınkine benzer bir düzende sıralanmış olup aynı şekilde çalışırlar. Dolaşım, solunum ve sinir sistemleri de ana hatlarıyla birbirine benzer. Acıkırlar, susarlar, saldırırlar, korkarlar ve kaçarlar. Üremek için aynı türün karşı cinsine ihtiyaçları vardır. Yavruların yaşamı spermle yumurtanın birleşip ilk hücreyi oluşturmasıyla başlar; ilk tek hücre bölünerek çoğalır. Döl yatağındaki bu bölünüp büyüme, ilk şekillenme süreci, bütün hayvanlarda ve insanda şaşırtıcı benzerlikler gösterir. Özetlersek, insanlar ve hayvanlar, canlı varlıklar olarak pek çok yanları, yaşam süreçleri ve davranışlarıyla birbirlerinden çok da farklı değillerdir. Biyoloji (canlı bilimi) uzmanları, yeryüzünde yaşamın ilk canlı tek hücrenin değişen şartlara uyum sağlayarak çoğalıp çeşitlenmesiyle ortaya çıktığını öne sürerken çok sağlam kanıtlara dayanıyorlar.
Hayvanlar, beslenme konusunda doğada hazır bulduklarıyla yetinmek durumundadırlar. Otçullar arazide bulabildikleri otu ve tohumları yemekle yetinirler. Etçiller yakalayabildikleri hayvanlarla beslenirler.
Hiç bir aslanın, çakalın kendisine ait koyun sürüsü bulunmadığı gibi hiç bir koyunun da kendisine tapulu bir arpa tarlası yoktur. Kısacası, hayvanlar ürettikleriyle değil, bulduklarıyla beslenerek yaşayabilirler.
Peki, insan, doğada bulduğu besinleri geri mi çeviriyor? Elbette hayır. İnsan bulduğu (topladığı, avladığı) besinleri zevkle , memnuniyetle yiyor. Ancak bulduklarıyla yetinemeyeceğini tecrübeyle öğrendiğinden üretmeye de başlıyor: Tahıl ve meyve – sebze üretiyor, hayvanları evcilleştirip sürüler oluşturuyor. Böylece insan, tüketmek için üretmek gibi, hayvanlarda görülmeyen bir davranış geliştirmeye koyuluyor. Üretme davranışıyla hayvandan farklılaşan insan, doğaldır ki belirli bir rahatlamaya, doygunluğa ulaşıyor ve kendisine yeterlik ve güven duygusunu geliştiriyor. Bu aşamadadır ki insan, kimi türdeşlerinin üretme olanaklarından yoksun bulunduklarının farkına varıyor ve ürettiklerinin bir kısmını onlara vermeye, ürününü güçsüzlerle paylaşmaya başlıyor. Böylece insanın hayvanlardan farklılaşmasının, yani insanlaşmasının ikinci basamağı ortaya çıkıyor.
Üretmek ve paylaşmak… İnsanlaşmanın ilk iki adımı! Kuşkusuz, insanlaşmak bu iki adımdan ibaret değil. Ancak şimdilik kendimizi bu iki adımlık mesafede gözden geçirelim: Üretmemiz için gerekli bilgi, beceri, sağlık ve sair olanaklarımız bulunduğu halde üretmekten kaçınıyor muyuz yoksa üretiyor muyuz? Ürettiklerimizin bir kısmını üretme olanaklarından yoksun kimselerle ve canlılarla paylaşmaktan kaçınıyor muyuz yoksa güçsüzlerin de yaşama hakları var diyerek paylaşmaya yöneliyor muyuz?
Bu sorulara verdiğimiz yanıtlar, bize insanlaşmanın neresinde olduğumuzu gösterecektir.