BİR ZAMANLAR OTUZ AĞUSTOS

Bir zamanlar büyük onur günümüzdü otuz ağustos. Ülkemizi yağmalamak için birleşen emperyalist devletler, silahlandırıp Anadolu’ya çıkarttıkları Yunan ordularının otuz ağustos 1922 tarihinde denize dökülmesi üzerine topraklarımızı işgal ve ulusal birliğimizi imha planlarını bir süreliğine rafa kaldırmışlardı. Ne büyük gurur duymuştuk zaferimizle! Zafer Bayramı ilan etmiştik otuz ağustos gününü. Haklıydık! Sevinçliydik! Gururluyduk!..
Bu nedenle büyük zaferimizi her yıl dönümünde büyük törenlerle, sevinçle ve çoşkularla kutladık.

Ne gariptir, biz bir yandan her yıl zafer bayramı kutlamaları yaparken, denize döktüklerimiz, içimizdeki işbirlikçilerini el altından beslemeyi, eğitmeyi, örgütlemeyi bir nefes bile ihmal etmeden, amaçları doğrultusunda yürümeyi gizli ya da açık açık, adım adım sürdüregeldiler.

Bir atasözümüz, “Sabırla işeyen taşı deler!” der. Doğrudur! Birçoğumuz hala inanmasak da, emperyalizm ve işbirlikçileri Türkiye Cumhuriyetini içten çökertme amaçlarına ulaşma yolunda büyük bir sabır ve kararlılık göstermişler ve bu yolda büyük başarı kazanmışlardır. Onların bu başarılarının sonucudur ki Atatürk’ün ve arkadaşlarının benimseyip uygulamaya koyduğu “Her alanda tam bağımsızlık”, “Eğitimin bilimi esas alması” ve “Yurtta barış, dünyada barış!” politikalarının yerinde bu gün yeller esiyor. Sahillerimizin en değerli arsaları, maden yataklarımızın büyük kısmı, bankalarımızın yüzde elliden fazlası emperyalist sermayenin eline geçti. Eğitimimiz, emniyetimiz, ordumuz, ekonomimiz, kalkınma planlarımız ve akla daha ne gelirse tümü emperyalizmin denetimi ve gözetimi altında! En zeki çocuklarımızın önemli bir kısmı emperyalizmin ajanlarınca devşirilerek emperyalist ülkelere transfer ediliyor.

O emperyalist güçler ki, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İstanbul’u ve Anadolu’nun birçok yerini işgal etmiş ve destek ve güdümlerindeki Yunan ordusunu Ege kıyılarından Ankara’ya doğru işgale yöneltmişken Mustafa Kemal’in “Ya istiklal, ya ölüm!” şiarıyla örgütleyip yönettiği Türk ordusu önünde yenilgiyi kabul eder görünmüş, bu kez hedeflerine “dost ve müttefik”, “Stratejik Ortak” gibi maskeler altında yürümeye devam edegelmişlerdir.

Otuz ağustos zafer günümüzün 91. yıl dönümünü göstermelik törenlerle kutlamağa çalıştığımız bu gün, Irak ve Suriye sınırlarımız varlıklarını harita üzerinde sürdürmekte iseler de fiilen yok durumdalar. Halk deyişiyle bu sınırlar bu halleriyle yol geçen hanlarından başka nedirler ki? Bu sınır boylarındaki köylerimiz, kasabalarımız, şehirlerimiz Suriye’de, Irak’ta emperyalizm adına silah kullanan maaşlı katillerin, uluslar arası terör şebekelerinin eğitim, tedavi ve donanım merkezleri haline gelmişlerdir. Emperyalizmin birleşik silahlı güçlerini daha 1922 koşullarında defetmeyi başaran Türkiye, inanılmaz bir şeydir ama, Nato’ya girdiğimiz günden bu yana emperyalizmin destek ve yönlendirmeleriyle, ulusalcı, bağımsızlıkçı unsurlarını tasfiye ederek kendi ordusunu emperyalizmin hizmetine sokma yolunda inanılmaz bir başarı(!) göstermiş, Otuz Ağustos Zafer Bayramı’nın 91. yıl dönümünde, komşu ülkemiz Suriye’ye yapılması planlanan işgal saldırısının örgütçülüğüne ve öncülüğüne soyunmuştur. Emperyalizmin bu güne kadar en az yüz bin Suriye yurttaşını katleden, sınırlarımızdaki yerleşim birimlerinde ve özellikle Reyhanlı’da, Hatay’da terör estiren paralı askerlerin eğitim ve donanımını sağladığımız dünyaca bilinmekte iken iktidarın bu olaylar karşısında kör, sağır ve dilsiz üç maymunu oynamaktaki mahareti, kuşku yok ki emperyalist müttefiklerinin büyük takdirlerini kazanmaktadır.

Ülkemizi bu duruma düşürenler, Otuz Ağustos Zafer Bayramımızı deği ama efendilerinin, dost ve müttefiklerinin çıkarlarını koruma ve yüceltme yolunda bunca başarılı olmanın gurur ve sevincini elbet tantana ile kutlayacaklardır. Bize ise, bu günlerin geleceğini göre göre, bile bile gidişata seyirci kalmanın utancı düşüyor. Utancımız vatana millete hayırlı olsun (!) Lanet olsun! Lanet olsun!

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir