BİN YIL YAŞASAK NE YAZAR ?
“ Yaşamak güzel şey be kardeşim” diyor bir büyük şairimiz, “Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine… Bu davet bizim!” diyor. Yaşamın güzelliğini özgürlükte ve kardeşlikte buluyor. Bizi de bu güzellik deryasına davet ediyor. Bundan dolayı onun hayatını kararttılar özgürlüğün ve kardeşliğin düşmanları. Yurt dışında yaşamaya ve ölmeye mecbur ettiler o güzel insanı…
Birlik ve dayanışma, özgürlük ve kardeşlik gerçekten güzelleştirir yaşamımızı. Zor zamanlarda birbirimize el uzatırsak, imkanlarımızı paylaşırsak, başkalarının da bizim gibi sağlıklı, karnı tok, sırtı pek, huzur ve güven içinde, kabul ve saygı görerek yaşamak isteyen insanlar olduklarını kabul eder ve bunun gereklerini yerine getirirsek. dahası, bir lokmamızı aç hayvanlarla, bir yudum suyumuzu bizim bahçemizde, bizim saksımızda olmasalar bile susamış bitkilerle paylaşabilirsek insanca yaşadığımızı söyleyebilir ve bundan dolayı büyük bir huzur ve mutluluk duyabiliriz. Böyle olunca da yaşamayı güzel buluruz. Hayata bu açıdan baktığımızda her ağacın, her dalın, her yaprağın, her çiçeğin, her böceğin, her kuşun, her bulutun görülmeye, her sesin duyulmaya, her varlığın korunmaya, selamlanmaya… değer bulunduğunu görürüz. Böyle bir bakış gönlümüzü öyle genişletir ki artık onun içinde kendimize, ailemize, yakınlarımıza, ulusumuza, ülkemize, dağa, taşa, kurda, kuşa.., kısacası tüm dünyaya, tüm evrene yer bulunur. Bu ruh halinde olan insan, yaşadığı her anın, her saniyenin doyasıya tadına varır. Dolu dolu yaşadığını hisseder…
Yazık ki kimimiz böyle sevgiyle, saygıyla, dostluk ve dayanışmayla, kardeşlik ve yardımlaşma duygusuyla barışık değiliz. Gözümüz güzelliklere kapalı. Her şeyi, herkesi çirkin, kötü ve olumsuz görmeye yatkınız. Başkalarının oturması için yaptığımız binalardan elimizin erdiğince demir, çimento çalmaktan kaçınmayız, korumamıza verilmiş kamu mallarını eşe dosta peşkeş çekmekten, zalimlere av köpekliği yapmaktan kaçınmayız. Yardım sever görünmek için depremzedelere göndereceğimiz yardım paketleri içine taşlar, sopalar, mayolar falan koymayı yiğitlik sayarız. Başkalarının başarılarından, mutluluklarından rahatsız oluruz. Kimsenin acıları, çaresizlikleri bizim içimizi acıtmaz. Çevremizde sevilmeye, sevinmeye, desteklenmeye, korunmaya değer hiçbir şey göremeyiz. İçimizde yaşama sevincinin, mutluluğun, huzurun zerresi bulunmaz. Buna rağmen yeri geldikçe insan ömrünün pek kısa olduğundan söz ederiz.
Gönlümüz tüm insanlığı, tüm dünyayı, tüm evreni sevgiyle kucaklayacak, kapsayacak genişlikte ise ne mutlu bize. Yaşadığımız kadar mutlu yaşarız.
İçimiz kin ve nefretle doluysa, yetkimizi sevmediklerimize karşı baskı ve zulüm için kullanıyorsak, sevgiye sırt dönüyorsak, gözümüz güzelliklere kapalıysa, yaşama sevincimiz yoksa… bin yıl yaşasak ne yazar.