CEZASIZ CİNAYET

“Baba, beni sen yaktın, beni sen yaktın, sen yaktın, sen, sen, sen! Ben başkasını seviyordum, beni bu hayvana sen verdin! Beni sen yaktın, Allah da seni yaksın!” …

Sokak, kırk beş yaşlarında, yediği dayaktan yüzü gözü şişmiş, morarmış, saçı başı darmada- ğın, adeta canlı bir öfke yumağına dönüşmüş kadının bu çığlıklarıyla dolmuştu. Kadın, baba dediği seksen yaşlarındaki saçı sakalı çoktan ağarmış, alnı ve yüzü derin çizgilerle parsel- lenmiş adamın yakasına yapışmış, öldüresiye tartaklıyor, tartaklıyordu. Çevredeki evlerde oturanlar dışarı çıkmış, şaşkınlık ve üzüntüyle olup biteni seyrediyorlardı. Yaşlı adam bu ağır suçlamaya ve tartaklanmaya karşı kendini savunacak hiçbir davranışta bulunmuyordu .

Olaya seyirci kalmanın doğru olmayacağını düşünerek usulca yanlarına yaklaştım ve kadına,
“Biraz daha tartaklarsanız babanız elinizde kalacak, lütfen bırakın,” dedim.Bana ters ters baktı
ve hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp uzaklaştı, O gidince seyirciler de evlerine çekildiler.
Yaşlı adam öyle perişan bir durumdaydı ki yalnız bırakmaya kıyamadım. Olay yerinden uzak-laştırıp sakinleştirmek için koluna girdim ve “İsterseniz biraz yürüyelim.” dedim. Sessizce yü-
rümeye başladık.Gözlerinden buruşuk yanaklarına doğru iri gözyaşı damlaları süzülüyordu. Öyle üzgün görünüyordu ki kendisine herhangi bir şey sormaya kıyamadım. Bir süre yan yana sessizce yürüdük. Uzunca bir sessizliğin ardından kendiliğinden anlatmağa başladı: “Kızım haklı” dedi, “onu ben yaktım,” Sonra elleriyle yüzünü kapatarak bir süre hıçkırıklarla ağladı, derken konuşmaya devam etti: “Evet, onu ben yaktım. Yıllarca önce bir akşam üstü kahvehanede oturuyordum. Çevremizde zengin ve saygın bilinen bir dostum yanıma geldi. Birlikte çay içtik. Dostum bir ara oğlunun evlenme çağına geldiğini, kızımı oğluna uygun gördüğünü söyledi, ben de verdim gitti dedim.
Akşam eve gidince kendisini o delikanlıya verdiğimi söyledim kızıma, Kızım itiraz etmeye kalktıysa da kulak asmadım. Sözü uzatmayayım, kızımı o delikanlıyla evlenmeye mecbur ettim. Kızım, daha gerdek gecesi dayak yemeğe başladı kocasından. Hem de ne dayak! Bir çok kez kaçıp eve döndü, her seferinde geri gönderdim. Ben ona bakabilecek durumda değil- dim ve onun bir mesleği yoktu, nasıl geçinecekti? Yoksulluktan okutamadım ama bir meslek kursuna gönderip ya da bir ustanın yanına çırak verip bir meslek de edindirmedim. En azından bunu yapabilirdim oysa… Aptalca kaygılarla ona bu fırsatı da vermedim. Onu ben yaktım, onu ben yaktım! Ve işte şimdi yapabileceğim hiçbir şey yok! Ben ki sevmediğim insanlarla bir çay içimi bile aynı masada oturamam. Böyleyken, kızımı sevmediği, hiç sevmediği, hatta tiksindiği bir insanla bir ömür boyu aynı yatakta yatmaya mahkum ettim. Lütfen bana bir yol gösterin: Kızımın heba olan otuz yılını ona nasıl geri verebilirim? Onu bu cehennemden nasıl kurtarabilirim? Ona küçük bir kız iken düşlediği o mutlu yuvayı kurma fırsatını nasıl verebilirim?

Adam sustu. Sorusuna derde deva bir yanıt alamayacağını biliyor gibi arkasını dönüp yanım dan hızla uzaklaştı. İlk yan sokağa sapıp gözden kayboldu. Eğer yanımda durup yanıtımı bek lese ona “Sen cezasız bir cinayet işlemişsin.” diyebilecek miydim, bilemiyorum. En azından teselli makamında bir şeyler söyleyebilir miydim?

O günden sonra yolum ne zaman o sokağa düşse hep o “Baba beni sen yaktın, beni sen yaktın, beni sen yaktın…” diye haykıran kadını ve vicdan azabı içinde boğulan o adamı hatırlarım.

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir