ZALİMİ DESTEKLEMEK İNSANA YAKIŞMAZ
Haksızlık etmek zulümdür. Çaresizlere, tutsaklara, tutuklulara haksızlık etmek daha da büyük zulümdür. Henüz yargılanıp mahkum edilmemiş kimseleri keyif için tecrit odalarına kapatıp ardından bu odaları lağım suyuyla doldurmak ise daha, daha, daha da büyük bir zulümdür. Bu zulmü uygulayanlar emir kuludur. Ne de olsa insan soyundan geldikler için yaptıklarının ne denli aşağılık bir iş olduğunu
bilirler, işkence ve zulüm uygulamalarından sonra “Yaptığım iş insanlık dışı ama sonuçta ben emir kuluyum, başka ne yapabilirim ki.” diye avutmaya çalışırlar kendilerini. Zulmün uygulayıcıları, yani işkenceciler kamu oyunca tanınmazlar, pek ortalıkta dolaşmazlar.
Zulmün, işkencenin uygulayıcılarına emir verenlerin ise havası başkadır. Zırhlı araçlarda, eskort eşliğinde dolaşır, korkularını ve utançlarını gizleyebilmek için kara gözlüklerin arkasına sığınırlar ama bir yandan da kuyruğu dik tutmaya çalışırlar. Onların yaptığını daha iyi yapacak uzmanlar (!) yetiştirildiğinde ise o kara gözlüklüleri yerlerinde ara ki bulasın… Kendilerine sorarsanız değerleri anlaşılamamış, nankör amirlerince harcanmışlardır. İnşallah o değer bilmezler de bir gün harcanırlar da günlerini görürlermiş…
O kara gözlüklüleri harcayan değer bilmez amirler de kara gözlüklerinin arkasına saklanmaya çalışırlar ama nasıl el elden üstün ise bu kara gözlüklülerden de daha kara gözlüklüler vardır. Onlardan biri, daha birkaç yıl önce korkularını gizleyebilmek için bir yandan kürsülerde nutuklar atarken bir yandan da havaya kurşun sıkıyordu. Kendi halkını sürekli baskı altında tutabilmek için daha büyük bir kara gözlüklüyle işbirliğinden çekinmeyen o kahraman (!) nerde şimdi?
Tarih, şahlıklardan, padişahlıklardan ortak aklın, ortak iradenin egemenliğine, yani demokrasiye doğru giden yolu kanla ve irfanla döşemektedir. Dünyadaki ve komşu ülkelerdeki gelişmeleri gözden geçirmek bunu açık seçik görmeye yeter. Ülkelerini son otuz kırk yıldan beri zulümle, işkenceyle, vahşetle yönetmeye çalışan firavun taklitçisi, diktatör özentilisi zavallıların sonlarını şu birkaç ay içinde bütün dünyayla birlikte biz de gördük. Kuzey Afrika ve Ortadoğu halklarının kendi diktatörlerini tepetaklak etmelerine şaşkınlıkla ve sevinçle tanık olduk.
Bütün dünyada, siyasetçilerin gönlünde muktedir devlet yöneticiliği yatar. Siyasetçilerin kimi yeterince akıllıdır, haddini bilir ve boyundan büyük işlere soyunmaz. Kiminin ise aklı kıt, hırsı sınırsızdır. Böyleleri halk için de, ülkeleri için de, kendileri için de çok tehlikeli olurlar. Eğer bir şekilde iktidara gelirlerse artık “astıkları astık, kestikleri kestik” (!) tir… İktidar onlar için ne kadar vazgeçilmez ise, muhalefet de o kadar çekilmezdir. İktidarda kalabilmek ve kendi kafalarındaki rejimi kurabilmek için işbirliği yapamayacakları hiçbir güç, çiğneyemeyecekleri hiçbir ulusal ve ahlâki değer yoktur. Muhalefeti susturmak için zulüm ve işkencenin her türlüsünü uygulamak, yok etmek ya da satın almak onlar için sıradan yöntemlerdir.
Ey insanlar, zulüm karşısında seyirci kalmak, suskun kalmak insan olana yakışmaz. Zulme, işkenceye karşı suskun kalmak, seyirci kalmak zalimi teşviktir, insanlık suçudur. Eğer bazı insanlar devlet eliyle tecrit odalarında lâğım suyu içinde, dışkı ve idrar kokusunu soluyarak yaşamaya zorlanıyorsa ve biz buna seyirci kalıyorsak, buna da utanmadan adalet falan diyorsak biz neyiz efendiler? İnsansak eğer, suskunluğumuzla, oylarımızla bu zulmü destekliyorsak neyiz biz? Geliniz, insanların lâğım sularında tutulmasına karşı çıkalım, yazacağımız mektuplarla, dilekçelerle, düzenleyeceğimiz protestolarla! Susarsak zulmü desteklemiş oluruz. Zulmü desteklemek insana yakışmaz, yakışmaz!