“İKTİDAR YÜKSELDİKÇE AHLAK DÜŞER…”
“İktidar yükseldikçe ahlak düşer!” diyor bir hukuk bilgesi. Bu nedenle iktidarların sınırlanması, denetlenmesi gerektiğini söylüyor. Doğru mu
söylüyor?
Tarih bize, yükselen iktidarların hızla keyfiliğe yöneldiğini, iktidar sahibinin kararlarının ve icraatının yalnızca kendi inançları, ihtiyaçları ve kanaatleri doğrultusunda şekillendiğini göstermektedir. İktidar sözcüğü günümüzde her ne kadar siyasi iktidar anlamında kullanılmakta ise de, gerçekte fiilen hükmetme gücüne, yaptırım uygulama yetkisine sahip olmayı ifade eder. Bulunduğu ortamda hangi işlerin ve bu işlerin nasıl yapılacağını kim kararlaştırıyorsa orada iktidar sahibi odur. Örneğin bir ailede üretim ve tüketim işleri kim tarafından planlanıyor? Genellikle ailenin reisi konumundaki birey tarafından! Bu, son derece açık seçik bir durum: Ailede televizyonun uzaktan kumanda aleti kimin elinde? Birlikte seyredilecek programı kim seçiyor? Elbet ailenin reisi! Reis evde yoksa? Elbet reisin vekili, yani reisten sonra ailede en güçlü olan kimse, kumandayı o ele alıyor. Aile içindeki güç egemenliği kültürümüzün bir ayağı olduğu için çoğu kez sineye çekilir.
Okulunuzda, iş yerinizde, kışlada amiriniz konumundaki kişilerin ne kadar keyfi, hatta ne kadar zalimce davranabildiklerini, sizi özel hizmetlerinde adeta köle gibi, uşak gibi çalıştırabildiklerini, alaya aldıklarını, aşağıladıklarını, en azından bunu deneyebildiklerini bilirsiniz. Böyle davrananlara genellikle “sonradan görme”, “ ne oldum delisi” , “makam sarhoşu” gibi nitelemeler yapılır.
Çok çok alt kademelerdeki iktidar sahiplerinin keyfi tutumları kademeleri, başka bir deyişle rütbeleri, servetleri, siyasi nüfuzları yükseldikçe çeşitlenir, şiddetlenir, sonunda çekilmez hale gelir. Ya bu ortamdan uzaklaşmak zorunda kalırsınız ya da “Ulan …. Senin de, makamının da, işinin de, maaşının da..” diye başlayıp karakolluk olursunuz. Sizi bu noktaya sürükleyen, size karşı uyguladığı zulümden dolayı kendisinden hesap sorulmayacağına inanan ne oldum delileridir. İktidar sarhoşlarıdır. Muktedirin böylesi düşman başına!
Halkın ne oldum delisi ya da iktidar sarhoşu diye nitelediği kişiler eğer kontrol altına alınmazlarsa, keyfilikleri her kademe yükselişlerinde biraz daha artar ve sonunda astığı astık kestiği kestik düzeyine yükselirler. Böyleleri için işlerine gelen her şey, her yöntem meşrudur. Artık onlar için yasaya, hukuka, ahlaka uygunluk kaygısı yoktur. Yasaya uymak yerine yasaları kendilerine uydurmaya kalkışırlar. Yargıyı kendilerine uydurmaya çalışırlar. İşin kötüsü, çoğu kez başarırlar da. Çevrelerinde kendileri için hizmete amade sayısız uşaklar bulurlar para ya da makam karşılığında. Böylece megalomanileri günden güne ağırlaşır. Tek adam, tek lider, tek doğru düşünen, tek bilge, tek patron… olduklarına inanır olurlar. Bu seviye siyaset bilimince faşizm olarak nitelenir. Faşist muktedirler ulusun zenginlik kaynaklarını, servetini yerli ve yabancı dostlarına, yakınlarına peşkeş çekmeyi doğal hak ve yetkileri sayarlar. Kendisini oraya taşıyan uşaklarını, destekçilerini ve herkesi azarlamaya, aşağılamaya, uzaklaştırmaya başlarlar ve bu ahlak düşüşü bir gün çocuğun biri “Kral çıplak” diye bağırıncaya kadar sürüp gider. Sonunda Tunus’ta, Mısır’da ve başka ülkelerde olduğu, olacağı gibi, “ bir muktedir varmış, bir muktedir yokmuş”… oluverir. Tarihin çöplüğü böylesi bir varmış bir yokmuş türünden muktedirlerle dolu.
İyisi mi sayın ne oldum delileri, siz siz olun, yol yakınken aklınızı başınıza devşirin. Ayılın iktidar sarhoşluğundan, demokrasiyi diktaya götüren yol olarak kullanmaktan… Ve siz sayın tarihin çöplüğündekiler, bulunduğunuz yere nasıl vasıl olduğunuzu anlamaya çalışın bir yol. Ola ki sizi çöplüğe götüren yolun haritasını çıkarır da
O yolun koşucularına söyleyecek bir çift sözünüz olur…