“Gökte bir öküz varmış, adı Pervin Bir öküz de altındaymış yerin Sen asıl iki öküz arasında Tepişmesine bak eşeklerin” Günümüzden bin yıl kadar önce yaşamış Ömer Hayyam. Matematikçi, gökbilimci ve bilge… Gökyüzü kadar yeryüzünü, insan davranışlarını da gözlemiş. İnsanların bencilliklerini, ikiyüzlülüklerini, saçmalıkları- nı, ahlaksızlıklarını, bilgisizlikten kaynaklanan boş inançlarını, bu inançlardan kaynaklanan kavgalarını, yobazlıklarını alaya alan
Her nasılsa bir ıssız adaya düştüğünüzü varsayın. Çırılçıplaksınız. Aç ve susuzsunuz. Üşüyorsunuz. Elinizin altında hiçbir araç gereç, silah yok. Ormandan yırtıcı hayvanların sesleri yükseliyor. Güneş batmak üzere. Yağmur başladı başlayacak… Bu şartlarda hayatta kalabilmek için öncelikle neler yapmaya çalışırdınız? İşe bir lüks otomobil almakla başlayabilir miydiniz ? Böyle bir öncelik çok saçma olurdu değil mi!
Babamın bir çift öküzü vardı bir zamanlar. İri cüsseli olanının adı “Koca Öküz”, ufak tefek olanınki ise “Bizim Dana” idi. Bizim Dana kendi ineğimizden doğup elimizde büyümüş, bu nedenle adı hep Bizim Dana olarak kalmıştı. Koca Öküz’ü ise, Bizim Dana’ya eş olsun diye yetişkin haliyle satın almış ve Bizim Dana’dan daha cüsseli olduğu için böyle
Gerçekten hepimiz adam olsaydık… Yani sözümüz senet olsaydı, yani tutamayacağımız sözleri vermeseydik ve verdiğimiz sözleri tutabilseydik. Yani kimsenin önünde eğilmesek ve kimsenin önümüzde eğilmesini beklemeseydik! Yani kimseyi adamımız olmaya zorlamasaydık ve kimsenin adamı olmayı kabullenmeseydik. Yani kimseyi satın almaya kalkışmasak ve hiç kimse de bizi satın almaya kalkışamasaydı . Kimseyi kendimizden küçük de büyük de
Onlara “efendiler” diyorsak, sahiden efendi olduklarından değil bu, sadece sözün gelişi; yoksa ne olduklarını biliyoruz elbet. Yalnızca biz mi biliyoruz? Asıl kendileri biliyor ne dolaplar çevirdiklerini. Nasıl mı? Kendi çocuklarını yurt içinde ve yurt dışında en iyi, en donanımlı okullarda bir elleri yağda bir elleri balda okuturken bizim çocuklarımızı yeterli öğretim kadrolarından yoksun, laboratuarı, teknik
Gecenin sesleri gün batarken başlar Kocapınar’da. Tarlalardan dönen traktörler o bildik gürültülerini azaltarak köyün sokakları arasına dalarken erkenci cırcır böceklerinin ilk mahcup, çekingen cırıltıları duyulmaya başlar çevredeki ağaçların üzerinde. Batı ufku önce sararır, kızarır, sonra usul usul kararır. Derken ilk yıldızlar belirmeye başlar gökyüzünde. Bu arada cırcır böceklerinin sayısı ve cesaretleri artmış, seslerini iyiden iyiye
Aynı hammaddeden yapılmış ne çok şey var çevremizde ! Sobamızdaki odun, mangalımızdaki kömür, sandalyemiz, masamız, mobilyamız, kapımız, çerçevemiz, bastonumuz hep ağaç asıllı. Mutfağımızdaki çatal, kaşık, bıçak, tava, tencere, kolumuzdaki saat, dolma kalemimizin ucu, cebimizdeki anahtar, otomobiller, gemiler, uçaklar, iş makineleri ve motorları, uzay araçları, cerrahların kullandığı kesiciler ve daha niceleri hep metalden yapılmıştır. Hammaddeleri aynı
“- O işi sen mi yapacaksın? Güleyim bari..” ………………………… “- Sen aptalın tekisin be kardeşim, o işi başarmak kiiiim, sen kim?” ………………………… “-Sus, aptal, sen zaten ne bilirsin ki?, Ne yapabilirsin ki?” ………………………… “- Mankafa, gerzek, dumkof, beceriksiz…” Hangimiz çocukluğumuzda evimizde, okulumuzda, gençliğimizde çalıştığımız iş yerlerinde arkadaşlarımızdan, ustalarımızdan, işverenlerimizden ya da rakiplerimizden böylesine kırıcı, yıkıcı,
“Gök yüzünün başka rengi de varmış. Geç öğrendim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış. Her doğan günün bir dert olduğunu İnsan bu yaşa gelince anlarmış.” ……………………………………. Otuz Beş Yaş başlıklı şiirinde böyle söylüyor Cahit Sıtkı TARANCI, çocukluk, gençlik yıllarını ayakları biraz yerden kesik, aklı biraz havada, kendi sınırlarının biraz dışında yaşamaya çalıştığı için
Türk dilinin ve Türk şiirinin en büyük ustalarından Yunus Emre, yalnız, güçsüz, korunmasız insanların yürek yakan hallerini şu dizeleriyle anlatır: “Bir garip ölmüş diyeler Üç günden sonra duyalar Soğuk su ile yuyalar Şöyle garip bencileyin.” Yunus Emre’nin günümüzden sekiz yüz yıl önce yakındığı gariplik, kimsesizlik, önemsenmezlik, istenmezlik günümüzde de öyle yaygın ki … Çevremize dikkatlice