BİR UZUUUN ISLIK…

Yirmi beş yıl kadar önceydi. Kocapınar’ı ve çevresini ağustos güneşinin kavurucu sıcağından korumaya çalışan devasa çınarların gölgesinde havadan sudan söz ediyorduk her zamanki gibi. Kim olduğunu bir türlü anımsayamadığım dedem yaşında bir amca, “Eeey çucuk, bu çınarları buraya dikenlerden Allah razı ulsun, bu gülge burda olmasaydı bu sıcakta ne yapacaydık?” dedi. Dedem yaşındaki bu ihtiyar,

BİN YIL YAŞASAK NE YAZAR ?

“ Yaşamak güzel şey be kardeşim” diyor bir büyük şairimiz, “Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine… Bu davet bizim!” diyor. Yaşamın güzelliğini özgürlükte ve kardeşlikte buluyor. Bizi de bu güzellik deryasına davet ediyor. Bundan dolayı onun hayatını kararttılar özgürlüğün ve kardeşliğin düşmanları. Yurt dışında yaşamaya ve ölmeye mecbur ettiler

BEYİN YIKAMA MAKİNELERİ: TV’LER…

Günümüzün kaç saatini geçiriyoruz TV karşısında? Üç mü, beş mi, on mu? Belki daha çok! İzdivaç programları, görgüsüzlük şovları, yaşamı seksten, öldürmelerden soygunlardan ibaret sayan mafya dizileri, acındırık derviş , veli öyküleri ve ille de maçlar, maçlar… Sonra hazretin beğenmediği herkesi eşitçe harcayan, azarlayan, baştan sona sövmece kokan nutukları… Halkımızın neredeyse yarıdan fazlası, hemen her

BALIKLAR, YEMLER, MUTEBERLER (!)

Balıkçılıkla ilgilenenler bilirler, her cins balığın en sevdiği bir yem çeşidi vardır. Bu konuda yeterli bilgisi olanlar, avlamak istedikleri balık cinsine göre yem seçerler. Bilinçli bir yem seçimi, kuşkusuz rastgele seçimden çok daha iyi sonuç verir. Balıkçılar, boru kurdu, ekmek, madya, mamun, midye, boru kurdu, karides, kan sülüğü, sübye, sülünez gibi doğal yemlerin yanı sıra

AYIP, ÇOK AYIP, EN AYIP, ACINASI…

Yanımızda yapılmasından rahatsızlık duyduğumuz hareketleri, davranışları, işitmekten utandığımız sözleri AYIP diye niteleriz. Bu davranışların, sözlerin sahiplerini dostça uyarmaya çalışır, tepkiyle karşılanırsak onlarla bir daha aynı ortamlarda bulunmamaya özen gösteririz. Söve saya konuşmalar, kaba el şakaları, saygısızca davranışlar… günlük yaşamda yazık ki çok sık tanık olduğumuz ayıplardır. Bu tür ayıplar genellikle faillerinin eğitim eksikliğinden ya da

YENİDEN ÖĞRETMEN OLSAYDIM…

Yeniden öğretmen olmak ister miydim? Evet, hem de nasıl isterdim! “Öğretmenlik yaptığın yıllar boyunca geçim sıkıntısı içinde boğuldun. Taşra politikacılarının hışmına uğradın. Çektiklerin yetmedi mi? Deli misin, ne?” diyeceksiniz. Haklısınız. Ama bütün çektiklerime rağmen ben yine de öğretmen olmak isterdim! Neden mi? Anlatayım: Öğretmen olduğumda öğretmen olduğumu biliyordum da öğretmenliğin gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Kara

İNSANLIK BORCUNU ÖDEMEK

“ Amca, biy ekmek payası veyiy misin…” Gündüzün sıcaklığıyla bir kısmı eriyen kar birikintilerinin akşamın ayazında yeniden donmaya başladığı , havanın kararmaya yüz tuttuğu o soğuk şubat günlerinden birindeydi. İşten çıkmış , bir an önce sıcak evime ulaşmanın telaşıyla çevreme bakmadan, kayıp düşmemek için yalnızca bastığım yere dikkat ederek yürümeye çalışıyordum. Çarşı camiinin duvarı boyunca

ÇOCUKLARIMIZA SAHİP ÇIKMAK

Çocuklarımız: Soyumuzun sürdürücüleri, ulusumuzun gelecekleri, canlarımız, her şeyimiz… Yüreklerimiz onlar için çarpar. Onlar için göze alamayacağımız bela yoktur. Çocuklarımızın yaşamımızdaki önemini anlatmak için ne söylesek yetmez! Evet de duygularımız, sonsuz sev gimiz çocuklarımızın sorunlarını çözmeye, geleceklerini güvence altına almaya, onlara kendi ayakları üstünde durma, kendi ekmeklerini kazanma, yaşamı ve olayları doğru algılayıp değerlendirme olanaklarını kazandırmaya

CEZASIZ CİNAYET

“Baba, beni sen yaktın, beni sen yaktın, sen yaktın, sen, sen, sen! Ben başkasını seviyordum, beni bu hayvana sen verdin! Beni sen yaktın, Allah da seni yaksın!” … Sokak, kırk beş yaşlarında, yediği dayaktan yüzü gözü şişmiş, morarmış, saçı başı darmada- ğın, adeta canlı bir öfke yumağına dönüşmüş kadının bu çığlıklarıyla dolmuştu. Kadın, baba dediği

“YA BENİMSİN YA KARA TOPRAĞIN”

Gözü dönmüş delikanlı, sevdiğini sandığı genç kızın evinin karşısındaki binanın duvarına “Ya benimsin, ya kara toprağın!” diye yazıyor kocaman harflerle. Yüreğindeki, beynindeki bataklığı aşk sanıyor besbelli. Böylece niyetini, kişiliğini açıkça sergiliyor cümle aleme! Belli ki beynindeki, yüreğindeki cehennemi aşk sanıyor! Beynindeki, yüreğindeki cehennem mi delikanlının? Başka ne olabilir ki? Sevgi denilen, aşk denilen duygu, sevilenin