GERÇEK İNSANIN NELERE HAKKI YOK ?

İnsan haklarının tartışıldığı bu günlerde biraz tuhaf kaçsa da, ben, kendisini gerçekten insan olarak inşa edebilmiş kimselerin bazı haklarının bulunmaması gerektiği kanısında olduğumu söyleyeceğim. Bilindiği üzere, diğer bütün canlılar gibi insan da canlı kalmak için üreme, beslenme, barınma, savunma… gibi temel gereksinimlerini karşılamak zorundadır. insan, bu gereksinimlerini karşılamak, bu yolda elde ettiklerini başkalarına kaptırmamak için

DÜŞMANIMIN DÜŞMANI BENİM DOSTUMDUR

Günlük yaşamımızda kişilikleri, kültürleri, menfaatleri, inançları, dünya görüşleri bizimkinden ve birbirlerininkinden az ya da çok farklı insanlarla karşılaşır, çeşitli nedenlerle mal, hizmet ya da görüş alışverişinde bulunuruz. Bu alışverişlerimiz sonunda karşılıklı memnun kalırsak aramızda bir yakınlaşma oluşur. Bu yakınlaşma, aramızda zamanla bir dostluğa, dayanışmaya dönüşebilir. Görüşme ya da alışveriş sonunda kendimizi kandırılmış, aldatılmış, küçümsenmiş, aşağılanmış

“DÜNYAYA TEKRAR GELSEM”

İşte size okunmaya değer bir kitap: “Dünyaya Tekrar Gelsem”. 17 öyküdenoluşan bu kitabın yazarını Bandırmalılar elbet tanıyor: Gül Ayşe Aydemir Yaldız. Pek çok Bandırmalının Ş.M.G. Lisesi’nden öğretmeni ya da çocuklarının öğretmeni. Yaman bir gözlemci. Gözlemleri insanların iç dünyalarına yönelmiş ağırlıkla. Öğrenim çağındaki kız erkek çocukların, yeni yetme gençlerin, genç kadınların, yaşlıların iç dünyalarını, mutluluklarını ve

DÜNYANIN EN ESKİ MESLEĞİ…

Dünyanın en eski mesleği denildiğinde akla ilk gelen fahişeliktir nedense. Fahişelik, bir insanın aynî ya da nakdî bir bedel ya da korunma karşılığında bedenini müşterisinin cinsel tasarrufuna tahsis etmesidir. Bu tahsis, tarafların durumuna göre belirli bir süre ile sınırlıdır. Fuhuşta taraflar arasında karşılıklı duygusal bağ yoktur. Yalnızca iğrenç bir satma ve satın alma vardır. Fuhuş

DEĞİŞTİRMEK İÇİN NE YAPIYORUZ Kİ?

Bizi sabırla dinleyecek bir dert babası bulmayagörelim. Hemen yakınmalara başlarız. Hava durumundan sağlığımıza, devletin ekonomi politikalarından eğitime, trafik sorunlarından teröre, işsizlikten sokakların bakımsızlığına, hayat pahalılığından milli piyango çekilişlerine, yargı sistemimizin güvenilirliğinin zedelenmesinden sınav sorularının yandaşlara sızdırılmasına… kadar her şeyden yakınır dururuz. Çoğu kez dert babamız da bize katılır, yakınmalarımızı onaylayan sözler söyler ya da onay

CUMHURİYET Mİ? SALTANAT MI? 10 AĞUSTOS: BÜYÜK REFERANDUM!

Türkiye, son 91 yıllık tarihinin en büyük, en derin sınavını yaşayacak 10 Ağustos 2014 tarihinde. O gün, sanıldığı gibi bir cumhurbaşkanı seçilmeyecek! Aksine, halk, tarihinin en başından 29 Ekim 1923’e kadar yönetildiği gibi saltanatla yönetilmeyi mi seçecek, yoksa Mustafa Kemal’in önerdiği demokrasi yöntemine mi sahip çıkacak? 10 ağustosta yapılacak olan şeklen bir cumhurbaşkanlığı seçimi ise

BİZLER NE Mİ İSTİYORDUK ?

Bizler ne mi istiyorduk? Bizler, her şeyden önce herkesin sağlıklı, mutlu, ilgileri ve yetenekleri doğrultusunda en iyi biçimde eğitilmesini istiyorduk! Bizler, her şeyden önce herkesin ailesini insanca besleyebilecek düzeyde sürekli ve güvenli bir gelire sahip olmasını, herkesin, eline sıkıştırılacak ya da cebine sokuşturulacak üç beş kuruşun, ailesine birkaç gün yetecek erzak poşetlerinin yolunu gözlemekten kurtulmasını,

BİZ BONCUK TANELERİ MİYİZ?

Bir çuval boncuk düşünün. Boncuklar geniş bir alana dökülmüş. Birbirleriyle bağlantıları yok. Binlerce, yüz binlerce, milyonlarca boncuk… Ve siz bunlara hükmedeceksiniz. Bu boncukları tek tek toplayıp istenilen yere koymak çok zor. Uygun bir nesneyle süpürüp bir yere yığmak, sonra avuçlarınızla ya da kürekle alıp istenilen yere koymak işinizi biraz daha kolaylaştırır. Çok zor ya da

BİR LİDER Mİ DOĞUYOR NE?

Bin dokuz yüz ellilerden beri ülkenin gidişiyle az çok ilgilenirim. Ülkeyi yöneten ya da yönetmek isteyen siyasi parti genel başkanlarının halkın aklından çok duygularına seslendiklerine, üsluplarının kendilerini bile küçültecek derecede alaycı, küçümseyici, saldırgan olduğuna, rakiplerine ve halka tepeden baktıklarına, inançlarını, duygularını ve acılarını sömürdükleri dinleyicilerine bile bile yalan söylediklerine pek çok kez tanık oldum. Yaşıtlarımın

BİR ZAMANLAR OTUZ AĞUSTOS

Bir zamanlar büyük onur günümüzdü otuz ağustos. Ülkemizi yağmalamak için birleşen emperyalist devletler, silahlandırıp Anadolu’ya çıkarttıkları Yunan ordularının otuz ağustos 1922 tarihinde denize dökülmesi üzerine topraklarımızı işgal ve ulusal birliğimizi imha planlarını bir süreliğine rafa kaldırmışlardı. Ne büyük gurur duymuştuk zaferimizle! Zafer Bayramı ilan etmiştik otuz ağustos gününü. Haklıydık! Sevinçliydik! Gururluyduk!.. Bu nedenle büyük zaferimizi