BEYİN KİMYAMIZDAN NE HABER ?

“Keşke öyle demeseydim, öyle yapmasaydım…” ya da “Şimdiki aklım olsaydı…” gibi sözlerle anlatılan pişmanlık duygularını yaşamayan var mı aramızda? Yukarıdaki soruyu dürüstçe yanıtlayacak olursak pek çoğumuz pişmanlık duygusunu zaman zaman yaşadığımızı itiraf etmek durumunda kalırız. Peki, sonrasında pişmanlık duyacağımız davranışlarda bulunmamızın, sonradan pişman olacağımız sözleri söylememizin sebebi nedir? Çok aç, çok susuz, çok yorgun, çok

AH BU ÇIĞLIKLAR, SESSİZ ÇIĞLIKLAR!

İnsanların yarısı açlıktan, yarısı sevgisizlikten ölür diyor bir ruhbilimci. Çevremize dikkatlice baktığımızda bunu kolayca görebiliyoruz. Kalabalıkların ortasında ne çok insan var ki bir günaydın, nasılsın diyenleri, yüzlerine içtenlikle gülümseyenleri yok. Ne aile bireyleri farkında onların ne aynı okulda birlikte bulundukları öğretmen ve öğrenciler ne aynı masada çay içtikleri kahvehane müşterileri ne aynı atölyede birlikte çalıştıkları

AĞLAMAK NEYE YARAR ?

AĞLAMAK NEYE YARAR ? Bir şarkı sözü değil bu yazının başlığı, düpedüz kendimize yöneltmemiz gereken bir soru! Çünkü başımız derde girdiğinde, bir sorunla ya da sorumsuzlukla karşılaştığımızda ilk tepkimiz yakınmak, sızlanmak, hatta ağlamak oluyor. Elbet hüngür hüngür ağlamak değil yaptığımız, ama sıkıntımızı, sorunumuzu çevremizdekilere öyle bir çaresizlik görüntüsü vererek anlatırız ki bizi dinleyenler dinlediklerine pişman

PANDEMİNİN YAŞAMIMIZA ETKLiERİ

Korona insanlığa baş belası kesildikten bu yana  üç milyonu aşkın kişiyi aramızdan çekip aldı. Cinsiyet, milliyet,  yaş, baş,  dil, din, ırk, sınıf, varsıllık,  yoksulluk, okumuşluk, cehalet… gibi hiç bir ayrım yapmadan önüne çıkanın ciğerine yapıştı. Yer  yüzündeki bütün dillerde dualar ederek, milyarlarca mü’minin  yakarışlarına prim vermeden, kara tırpanını  savura savura dolaşıp duruyor dünyayı. Öyle  görünüyor

BİZ NE KADAR DA ŞANSLIYIZ!

Biz ne kadar da şanslıyız, sevgili insanlar! İçinde bulunduğumuz ortam ve koşullar günlük yaşamımızı güçleştirse de bir çok başka insanla görüşüp konuşabiliriz. Onlarla iletişimde, paylaşımda bulunmak bize öyle çok da yalnız olmadığımızı, benzer sıkıntılar içinde bulunduğumuzu, sorunlarımızın pek de çözümsüz olmadığını, çözümler aramada bilgi ve deneyimli insanlardan yararlanabileceğimizi anlarız. Bu, bizi hayli rahatlatır. Böyle bir

SEVGİSİZLİK: İNSANLIK SUÇU !

SEVGİSİZLİK: İNSANLIK SUÇU ! Psikologlar, psikiyatristler pek çok sonrunlu insanı incelemiş, araştırmalar yapmış, sonuç olarak psikopatinin temelinde sevgisizlik, ilgisizlik, itilip kakılmışlık, aşağılanmışlık, görmezden gelinmişlik, yok sayılmışlık, taciz ve tecavüze uğramışlık gibi, insanların daha çok küçük yaşlarda uğradıkları olumsuzluklardan kaynaklandığını saptamışlardır. Söz konusu araştırmalar göstermiştir ki, insan, daha dünyaya geldiği andan itibaren annesinin, ebesinin, ninesinin ve

İNSANLAŞMANIN YOLU: EMPATİ 

İNSANLAŞMANIN YOLU: EMPATİ  Kocapınar Notlarım EMPATİ kavramını kısaca canlıların beden dillerini anlamak olarak tanımlayabiliriz. İnsanı insanlaştıran empati yeteniğini esasen çevremizdeki kimi hayvan türlerinde de görebiliriz. Örneğin bir kuş yuvasındaki yavrulara saldırmaya kalkışan bir yılan ya da bir yırtıcı olursa çevredeki anne ve baba kuşlardan başka aynı türden bir çok kuş da çığlıklar atarak, pike uçuşları

GÜNEŞ YÜZLÜ İNSANLAR

GÜNEŞ YÜZLÜ İNSANLAR Dünya güzel… Dünya insanlarla güzel; ama dünya güzel insanlarla güzel. Açıktır ki ; güzellik yarışmalarında seçilmiş dünya güzellerinden, dünya yakışıklarından söz etmiyoruz. Öyle olsaydı insanın güzelliği, yakışıklılığı çok kısa ömürlü olurdu. Sözünü ettiğimiz güzellik insanın gençliğinin birkaç yılıyla sınırlı değil. O, yaşla sınırlı olan, geçici olan, buruşup, kırışıp kaybolan değil, her yaşla

“YAPACAK BİR ŞEY YOK” MU ?

Şu lanet olası korona günlerinde kime sorsak aynı yanıtı veriyor: “Ev hapsinde yaşayıp gidiyoruz işte, sıkıntıdan patlıyoruz; yapacak bir şey yok. Ne yapalım!” Ve böylece  tembelliklerini   çaresizlik söylemleriyle perdelemek istiyorlar. Sanıyorlar ki ömürleri sonsuz uzunlukta. Yıllarının bir kısmını haylazlıkla harcasalar ne gam… Oysa hiç de öyle değil: Çoğu yarıdan  fazlasını tüketmiş yıllarının. Üstelik ham hayallerle

BİR “SÜRÜ” İNSAN MIYIZ?

İnsan denilen varlık ister yeni doğmuş bebek, ister ömrünün son günlerini tüketmekte olan yaşlı olsun, fark edilmek, var sayılmak, saygı görmek, önemsenmek ister. Nerede nasıl yaşıyor, toplumun hangi katmanında bulunuyor olursa olsun, bu beklentileri hep vardır. Çevresindeki insanlar bu beklentilerini karşılıyorlarsa toplumu oluşturan insanlardan biri  daha mutlu, toplumun bir problemi daha çözülmüş demektir. Mutlu insan,