Ay: Ağustos 2021

ÇOCUKLARIMIZA SAHİP ÇIKMAK

Çocuklarımız: Soyumuzun sürdürücüleri, ulusumuzun gelecekleri, canlarımız, her şeyimiz… Yüreklerimiz onlar için çarpar. Onlar için göze alamayacağımız bela yoktur. Çocuklarımızın yaşamımızdaki önemini anlatmak için ne söylesek yetmez! Evet de duygularımız, sonsuz sev gimiz çocuklarımızın sorunlarını çözmeye, geleceklerini güvence altına almaya, onlara kendi ayakları üstünde durma, kendi ekmeklerini kazanma, yaşamı ve olayları doğru algılayıp değerlendirme olanaklarını kazandırmaya

CEZASIZ CİNAYET

“Baba, beni sen yaktın, beni sen yaktın, sen yaktın, sen, sen, sen! Ben başkasını seviyordum, beni bu hayvana sen verdin! Beni sen yaktın, Allah da seni yaksın!” … Sokak, kırk beş yaşlarında, yediği dayaktan yüzü gözü şişmiş, morarmış, saçı başı darmada- ğın, adeta canlı bir öfke yumağına dönüşmüş kadının bu çığlıklarıyla dolmuştu. Kadın, baba dediği

“YA BENİMSİN YA KARA TOPRAĞIN”

Gözü dönmüş delikanlı, sevdiğini sandığı genç kızın evinin karşısındaki binanın duvarına “Ya benimsin, ya kara toprağın!” diye yazıyor kocaman harflerle. Yüreğindeki, beynindeki bataklığı aşk sanıyor besbelli. Böylece niyetini, kişiliğini açıkça sergiliyor cümle aleme! Belli ki beynindeki, yüreğindeki cehennemi aşk sanıyor! Beynindeki, yüreğindeki cehennem mi delikanlının? Başka ne olabilir ki? Sevgi denilen, aşk denilen duygu, sevilenin

ŞU ARMUT PİŞSE, AĞZIMIZA DA DÜŞSE!

Ne keyifli olurdu, değil mi? Bahçemizde kendiliğinden en iyi cinsinden bir armut ağacı yetişiverse, dalları olgun armutlarla dolsa, elimizi uzatıp koparmaya ne gerek var, armutlar birer birer ağzımıza düşse, hatta biri çenemizi hareket ettirse de çiğnemek zahmetine de katlanmadan, tam kıvamında çiğnenmiş olarak yutu yutuversek… Ya da yolda yürürken ayağımıza altın dolu bir küp takılıverse…

ŞANSINIZI DEĞERLENDİRMELİSİNİZ

Şu güzelim dünyada çer çöp suretinde, börtü böcek suretinde, bitki ya da hayvan suretinde bulunabilirdik. İşlenmeye, biçimlendirilmeye elverişli bir balçık yığını, bir kaya parçası, bir kereste ya da herhangi bir metal suretinde olabilirdik. İyi ki bunlardan hiç biri değiliz, çünkü canlı ya da cansız, bunlardan hiç biri kendi kaderini tayin, kendini geliştirme, kendini şöyle veya

STAR TV’NİN SOKAK RÖPORTAJLARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Sayın Uğur DÜNDAR’ın geçen hafta yayınlanan haber programlarında birkaç sokak röportajı yer aldı. Röportajı yapan genç muhabir, sokakta yürüyenlere “Wikileax nedir ?”, “Mehmet HABERAL kimdir?” gibi toplumsal yaşamımızı doğrudan ve derinden ilgilendiren sorularını yöneltiyor ya da birtakım fotoğraflar gösterip bu kişileri tanıyıp tanımadıklarını soruyordu. Sorulara muhatap olanlardan yalnızca bir ya da ikisi dürüstçe “Bilmiyorum.” diyebildi.

SELAM

Profesör Üstün DÖKMEN, toplumumuzun yüz aklarından biri. Halkımız onu TRT televiz- yonlarında yayımlanan KÜÇÜK ŞEYLER programından çok iyi tanır. Ekip arkadaşlarıyla yaptığı programları izlerken kimi kez gülmekten katılır, kimi kez göz yaşlarımızı tutamayız. Onun programları sevgi pınarıdır. Üstün DÖKMEN bilimsel çalışmalarının yanı sıra şiir de yazar. Onun üniversite öğrenci- siyken yazdığı şiirlerden birinin başlığı SELAM’’dır.

RABUTAÇ’IN ÖLÜMÜ

Rabutaç, beş – altı yaş anılarımda yaşayan en etkili kahraman. Ufak tefek, seyrek beyaz sakallı, buruşuk yüzlü, kamburca, gülümsemeyi kim bilir ne zaman, neden unutmuş, kimsesiz bir ihtiyardı. Muhtemelen Kocapınar’ın en yaşlı insanıydı. Kimsesi yoktu. Köyün üst başında tek odalı bir kulübe yıkıntısında yaşıyordu. Rabutaç onun lakabıydı ve çalışkan işçi demekti Pomakça’da . Asıl adı

NE OLACAK BU ÇOCUKLARIN HALİ ?

Okullar açıldı. Dün bir, bugün iki. Okullu çocuklarda gözle görülür bir sevinç, bir telaş, bir heyecan… Öyle ya, okullarına, öğretmenlerine, sınıf arkadaşlarına kavuştular ya da yeni okullu oldular. Yeni okullar, yeni kıyafetler, yeni çantalar, kitaplar… Nasıl sevinmesinler, nasıl havalanmasınlar? Sizin de sevinçli, mutlu, heyecanlı olduğunuz görülüyor. Çocukları, torunları okullu olur ya da bir üst sınıfa

BİR BASTON, BİR NANKÖR KEDİ…

Bin dokuz yüz elli dört yılının yirmi üç nisanıydı yanlış anımsamıyorsam. Kocapınar Köyü İlkokulu’nun öğrencileri olarak ulusal bayramımızı kutlama töreninde okuyacağımız şiirleri günler öncesinden ezberlemiş, bayram sabahı daha güneş doğarken okul bahçesinde toplanıp törenin son hazırlıklarını gözden geçirmiştik. Öğretmenlerimiz de, biz de gözle görülür bir heyecan içindeydik. Vakti gelince, çocuk seslerimizle marşlar söyleyerek yürüyüşe geçtik.