Ay: Ağustos 2021

BİZ BONCUK TANELERİ MİYİZ?

Bir çuval boncuk düşünün. Boncuklar geniş bir alana dökülmüş. Birbirleriyle bağlantıları yok. Binlerce, yüz binlerce, milyonlarca boncuk… Ve siz bunlara hükmedeceksiniz. Bu boncukları tek tek toplayıp istenilen yere koymak çok zor. Uygun bir nesneyle süpürüp bir yere yığmak, sonra avuçlarınızla ya da kürekle alıp istenilen yere koymak işinizi biraz daha kolaylaştırır. Çok zor ya da

BİR LİDER Mİ DOĞUYOR NE?

Bin dokuz yüz ellilerden beri ülkenin gidişiyle az çok ilgilenirim. Ülkeyi yöneten ya da yönetmek isteyen siyasi parti genel başkanlarının halkın aklından çok duygularına seslendiklerine, üsluplarının kendilerini bile küçültecek derecede alaycı, küçümseyici, saldırgan olduğuna, rakiplerine ve halka tepeden baktıklarına, inançlarını, duygularını ve acılarını sömürdükleri dinleyicilerine bile bile yalan söylediklerine pek çok kez tanık oldum. Yaşıtlarımın

BİR ZAMANLAR OTUZ AĞUSTOS

Bir zamanlar büyük onur günümüzdü otuz ağustos. Ülkemizi yağmalamak için birleşen emperyalist devletler, silahlandırıp Anadolu’ya çıkarttıkları Yunan ordularının otuz ağustos 1922 tarihinde denize dökülmesi üzerine topraklarımızı işgal ve ulusal birliğimizi imha planlarını bir süreliğine rafa kaldırmışlardı. Ne büyük gurur duymuştuk zaferimizle! Zafer Bayramı ilan etmiştik otuz ağustos gününü. Haklıydık! Sevinçliydik! Gururluyduk!.. Bu nedenle büyük zaferimizi

BİR UZUUUN ISLIK…

Yirmi beş yıl kadar önceydi. Kocapınar’ı ve çevresini ağustos güneşinin kavurucu sıcağından korumaya çalışan devasa çınarların gölgesinde havadan sudan söz ediyorduk her zamanki gibi. Kim olduğunu bir türlü anımsayamadığım dedem yaşında bir amca, “Eeey çucuk, bu çınarları buraya dikenlerden Allah razı ulsun, bu gülge burda olmasaydı bu sıcakta ne yapacaydık?” dedi. Dedem yaşındaki bu ihtiyar,

BİN YIL YAŞASAK NE YAZAR ?

“ Yaşamak güzel şey be kardeşim” diyor bir büyük şairimiz, “Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine… Bu davet bizim!” diyor. Yaşamın güzelliğini özgürlükte ve kardeşlikte buluyor. Bizi de bu güzellik deryasına davet ediyor. Bundan dolayı onun hayatını kararttılar özgürlüğün ve kardeşliğin düşmanları. Yurt dışında yaşamaya ve ölmeye mecbur ettiler

BEYİN YIKAMA MAKİNELERİ: TV’LER…

Günümüzün kaç saatini geçiriyoruz TV karşısında? Üç mü, beş mi, on mu? Belki daha çok! İzdivaç programları, görgüsüzlük şovları, yaşamı seksten, öldürmelerden soygunlardan ibaret sayan mafya dizileri, acındırık derviş , veli öyküleri ve ille de maçlar, maçlar… Sonra hazretin beğenmediği herkesi eşitçe harcayan, azarlayan, baştan sona sövmece kokan nutukları… Halkımızın neredeyse yarıdan fazlası, hemen her

BALIKLAR, YEMLER, MUTEBERLER (!)

Balıkçılıkla ilgilenenler bilirler, her cins balığın en sevdiği bir yem çeşidi vardır. Bu konuda yeterli bilgisi olanlar, avlamak istedikleri balık cinsine göre yem seçerler. Bilinçli bir yem seçimi, kuşkusuz rastgele seçimden çok daha iyi sonuç verir. Balıkçılar, boru kurdu, ekmek, madya, mamun, midye, boru kurdu, karides, kan sülüğü, sübye, sülünez gibi doğal yemlerin yanı sıra

AYIP, ÇOK AYIP, EN AYIP, ACINASI…

Yanımızda yapılmasından rahatsızlık duyduğumuz hareketleri, davranışları, işitmekten utandığımız sözleri AYIP diye niteleriz. Bu davranışların, sözlerin sahiplerini dostça uyarmaya çalışır, tepkiyle karşılanırsak onlarla bir daha aynı ortamlarda bulunmamaya özen gösteririz. Söve saya konuşmalar, kaba el şakaları, saygısızca davranışlar… günlük yaşamda yazık ki çok sık tanık olduğumuz ayıplardır. Bu tür ayıplar genellikle faillerinin eğitim eksikliğinden ya da

YENİDEN ÖĞRETMEN OLSAYDIM…

Yeniden öğretmen olmak ister miydim? Evet, hem de nasıl isterdim! “Öğretmenlik yaptığın yıllar boyunca geçim sıkıntısı içinde boğuldun. Taşra politikacılarının hışmına uğradın. Çektiklerin yetmedi mi? Deli misin, ne?” diyeceksiniz. Haklısınız. Ama bütün çektiklerime rağmen ben yine de öğretmen olmak isterdim! Neden mi? Anlatayım: Öğretmen olduğumda öğretmen olduğumu biliyordum da öğretmenliğin gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Kara

İNSANLIK BORCUNU ÖDEMEK

“ Amca, biy ekmek payası veyiy misin…” Gündüzün sıcaklığıyla bir kısmı eriyen kar birikintilerinin akşamın ayazında yeniden donmaya başladığı , havanın kararmaya yüz tuttuğu o soğuk şubat günlerinden birindeydi. İşten çıkmış , bir an önce sıcak evime ulaşmanın telaşıyla çevreme bakmadan, kayıp düşmemek için yalnızca bastığım yere dikkat ederek yürümeye çalışıyordum. Çarşı camiinin duvarı boyunca