İnsanlaşmanın, başka bir deyişle diğer canlılardan farklılaşmanın ilk adımının toplayıcılıktan ve avcılıktan üreticiliğe geçiş olduğuna değinmiştim. Üretme eylemi kuşku yok ki öncelikle bilgi, beceri, maddi olanaklar ve emek gerektirir. Bu gereklerin karşılanması ancak ciddi bir çabayla yani yeterli enerji tüketimiyle mümkündür ki bu da kişinin enerji stokunun azalması sonucunu doğurur. Enerjinin azalması ise yalnızca insanın
Hayvanların anatomisiyle ilgilendiniz mi hiç? Böyle bir iş için veteriner, hayvan üreticisi. Avcı ya da kasap olmak gerekmiyor. Bir hayvanın canlı halini, beslenmesini, üreme çabasını. kesilip yüzülmesini, iç organlarının çıkarılmasını, gövdesinin parçalanmasını seyretmişseniz, hayvanların anatomisi hakkında belli bir fikir edinmişsinizdir. Yaşadıkları çevrede hayvanları görme fırsatı bulamayanlar bile televizyonlarda yayınlanmakta olan hayvan belgeselleri sayesinde hayvanları yeterince
Görmemiş’in Teki’ni nasıl tanımazsınız be canım? Hani şu hiç umudu yokken her nasılsa oğlu olup da tutup şeyini koparangillerden. Hani şu aynaya bakıp bakıp “Ben neymişim be aabii!” diye diye sevindirik olanlardan! Hani konumundan geldiğini varsaydığı sınırsız güçten sarhoş olup elini öpmeye gelen bebelere “Bu tepenin doruğuna çıkarsanız artık sizi kimse tutamaz! İstediğinizi asar, istediğinizi
İnsan haklarının tartışıldığı bu günlerde biraz tuhaf kaçsa da, ben, kendisini gerçekten insan olarak inşa edebilmiş kimselerin bazı haklarının bulunmaması gerektiği kanısında olduğumu söyleyeceğim. Bilindiği üzere, diğer bütün canlılar gibi insan da canlı kalmak için üreme, beslenme, barınma, savunma… gibi temel gereksinimlerini karşılamak zorundadır. insan, bu gereksinimlerini karşılamak, bu yolda elde ettiklerini başkalarına kaptırmamak için
Günlük yaşamımızda kişilikleri, kültürleri, menfaatleri, inançları, dünya görüşleri bizimkinden ve birbirlerininkinden az ya da çok farklı insanlarla karşılaşır, çeşitli nedenlerle mal, hizmet ya da görüş alışverişinde bulunuruz. Bu alışverişlerimiz sonunda karşılıklı memnun kalırsak aramızda bir yakınlaşma oluşur. Bu yakınlaşma, aramızda zamanla bir dostluğa, dayanışmaya dönüşebilir. Görüşme ya da alışveriş sonunda kendimizi kandırılmış, aldatılmış, küçümsenmiş, aşağılanmış
İşte size okunmaya değer bir kitap: “Dünyaya Tekrar Gelsem”. 17 öyküdenoluşan bu kitabın yazarını Bandırmalılar elbet tanıyor: Gül Ayşe Aydemir Yaldız. Pek çok Bandırmalının Ş.M.G. Lisesi’nden öğretmeni ya da çocuklarının öğretmeni. Yaman bir gözlemci. Gözlemleri insanların iç dünyalarına yönelmiş ağırlıkla. Öğrenim çağındaki kız erkek çocukların, yeni yetme gençlerin, genç kadınların, yaşlıların iç dünyalarını, mutluluklarını ve
Dünyanın en eski mesleği denildiğinde akla ilk gelen fahişeliktir nedense. Fahişelik, bir insanın aynî ya da nakdî bir bedel ya da korunma karşılığında bedenini müşterisinin cinsel tasarrufuna tahsis etmesidir. Bu tahsis, tarafların durumuna göre belirli bir süre ile sınırlıdır. Fuhuşta taraflar arasında karşılıklı duygusal bağ yoktur. Yalnızca iğrenç bir satma ve satın alma vardır. Fuhuş
Bizi sabırla dinleyecek bir dert babası bulmayagörelim. Hemen yakınmalara başlarız. Hava durumundan sağlığımıza, devletin ekonomi politikalarından eğitime, trafik sorunlarından teröre, işsizlikten sokakların bakımsızlığına, hayat pahalılığından milli piyango çekilişlerine, yargı sistemimizin güvenilirliğinin zedelenmesinden sınav sorularının yandaşlara sızdırılmasına… kadar her şeyden yakınır dururuz. Çoğu kez dert babamız da bize katılır, yakınmalarımızı onaylayan sözler söyler ya da onay
Türkiye, son 91 yıllık tarihinin en büyük, en derin sınavını yaşayacak 10 Ağustos 2014 tarihinde. O gün, sanıldığı gibi bir cumhurbaşkanı seçilmeyecek! Aksine, halk, tarihinin en başından 29 Ekim 1923’e kadar yönetildiği gibi saltanatla yönetilmeyi mi seçecek, yoksa Mustafa Kemal’in önerdiği demokrasi yöntemine mi sahip çıkacak? 10 ağustosta yapılacak olan şeklen bir cumhurbaşkanlığı seçimi ise
Bizler ne mi istiyorduk? Bizler, her şeyden önce herkesin sağlıklı, mutlu, ilgileri ve yetenekleri doğrultusunda en iyi biçimde eğitilmesini istiyorduk! Bizler, her şeyden önce herkesin ailesini insanca besleyebilecek düzeyde sürekli ve güvenli bir gelire sahip olmasını, herkesin, eline sıkıştırılacak ya da cebine sokuşturulacak üç beş kuruşun, ailesine birkaç gün yetecek erzak poşetlerinin yolunu gözlemekten kurtulmasını,