Ay: Ağustos 2021

YALANCI ÇOBAN’IN KOYUNLARI

Çok bilinen öyküdür: Vaktiyle çobanın biri durup dururken “Yetişin köylüler, sürüye kurt saldırdı!” diye bağırmış, köylü silahlanıp yardıma koşunca çoban gülerek şaka yaptığını söylemiş. Bu şakasını birkaç gün arayla birkaç kez tekrarlayıp aklı sıra halkı işletince kendisine duyulan güven usul usul tükenmiş. Derken bir gün sürüye gerçekten kurt saldırınca Yalancı Çoban, “Yetişin köylüler, sürüye kurt

ŞU İNSAN DEDİĞİMİZ NEYİN NESİ ?

Şu insan denilen varlık, bir alem! Hiç bir konuda yetinmek nedir, bilmiyor. Hep daha çok, daha çok edinmek, daha çok bilmek… istiyor. Peki, herkes mi böyle? Yok canım, insanların çoğu bilme isteklerini ilk çocukluk çağlarında zır cahil büyüklerinin önlerine koydukları ezberlerle, engellerle tümden yitiriyorlar. Böylece sureta insan olarak kalanlar, önlerine konulan engelleri aşmaya çalışmak yerine,

“SEN NEYMİŞSİN BE AAABİİİİİ!…”

Bir zamanlar çok söylenen, çok dinlenen, çok sevilen bir şarkısı vardı Sayın Mazhar ALANSON’un, “ Peki peki anladık!” diye başlayan. Sözleri şöyleydi: “ Peki peki anladık / Her şeyden sen anlarsın / Her şeyi sen bilirsin / En güzel grubu sen kurdun / En güzel ritmi sen buldun / En iyi dalgıç sensin / En

“SAYIN” DEMEK ZORUNDA MIYIZ?

“Sayın” sözcüğü, dilimizin en güzel sözcüklerinden biridir. Bir kişinin adından önce kullandığımız bu sözcük, adı geçenin saygıya değer olduğundan, yani dürüst, özü sözü bir olduğundan, bireylere ve topluma zarar verme eğiliminin bulunmadığından, insanlığın tüm olumlu niteliklerine sahip olduğundan… kısacası erdemli olduğundan emin bulunduğumuzu ifade eder. Bu nedenle, yalnızca gerçekten saygı değer kimseler için kullanmamız gereken

SAMİSTAN NE Mİ?

Bilindiği üzere, dilimizde ülke adları, ulus adlarına -İYE ya da –İSTAN ekleri ulanarak türetilir: Türk + iye = Türkiye, Yunan + istan = Yunanistan gibi… Samistan da böyle bir şey: Sam + istan = Samistan . Samların ülkesi yani! Samlar kim mi? E, pes yani, nasıl bilmezsiniz! Altmış yıldan beri ruh gibi ahbabımız, dostumuz, akıl

SADIK ATANMIŞ BEY’İN DERİN KEDERİ

Sadık ATANMIŞ Beyefendi pek mutluydu birkaç gün öncesine dek. Ağzı kulaklarındaydı sevincinden. Nasıl sevinmesindi ki? Bir punduna getirip çok sayın genel başkanıyla Meclis girişinde karşılaşmış, başkanın lütfuyla iki saniyeliğine göz göze gelmişti. Kendisi belini kırıp yerlere kadar eğilmiş, arz-ı hürmet etmiş, o mübarek zat da hafifçe tebessüm eder gibi olmuştu. Sadık Bey bu fırsatı değerlendirip

GÖRMEMİŞİN OĞLU OLMUŞ…

“Görmemişin oğlu olmuş, tutmuş şeyini koparmış.” dediğiniz oldu mu hiç? Ya da “Sonradan görme, gavurdan dönme!” ya da buna benzer sözler söyleyerek rahatlama gereğini duydunuz mu? Gecesini gündüzüne katarak kendini geliştiren insanlar yaşama savaşında pişmiş, bulundukları noktaya gerçekten alınlarının teriyle tırmanmış olmanın kazandırdığı olgunluk ve alçak gönüllülükleriyle fethederler gönüllerimizi. Böyle insanlarla aynı ortamlarda bulunmaktan huzur

KÜÇÜK AYAK BÜYÜK PABUÇ (2)

İnsan, doğası gereği bencildir ve tüm yapıp etmelerinde kendi çıkarlarını, değerlerini, tasarımlarını ön planda tutar. Toplum yöneticileri de aynı biçimde davranırlar. Yönetim güçlerini, toplumun inançlarını kullanarak kendi inançlarına, kendi çıkarlarına, kendi geleceklerini güven altına almak üzere kullanır, yönettikleri toplumları bu amaçlara hizmet edecek biçimde düzenlemeye, örgütlemeye, şekillendirmeye, yoğurmaya çalışırlar. Örgün, yaygın, yasal ya da yasadışı,

“KAR YAĞIYOR YAĞIYOR…”

“Kar yağıyor yağıyor Abamı giyeceğim İhtiyara varıp da Baba mı diyeceğim ?” Uzun zamandır her yaştaki çocukların ama özellikle küçük çocukların hasretle beklediği kar yağışı nihayet başladı. Dağ taş, çatı, sokak bembeyaz. Bütün çocuklar gibi içimdeki bir türlü büyümek bilmeyen neredeyse yetmişlik çocuk da gök yüzünden süzülüp gelen her kar tanesi için ayrı sevinç çığlıkları

KAHROLASI SATILIK MEDYA

Dünya halkları medyayı geçmişte toplumun gözü, kulağı, dili olarak benimsedi, güvendi, itibar etti. Medya da kendisini öyle tanıttı başlangıçta. Basılı ve görsel medya yalnızca haberler, doğru ve tarafsız haberler verecek, halkın bilgilenmesini, aydınlanmasını sağlayacaktı. Önceleri öyle de oldu. Ama sonra? Sonra görüldü ki, medya halkı bilgilendirmekle kalmıyor, etkisi altına aldığı kitleleri düpedüz yönlendirebiliyor, belli malların,