Türk dilinin ve Türk şiirinin en büyük ustalarından Yunus Emre, yalnız, güçsüz, korunmasız insanların yürek yakan hallerini şu dizeleriyle anlatır: “Bir garip ölmüş diyeler Üç günden sonra duyalar Soğuk su ile yuyalar Şöyle garip bencileyin.” Yunus Emre’nin günümüzden sekiz yüz yıl önce yakındığı gariplik, kimsesizlik, önemsenmezlik, istenmezlik günümüzde de öyle yaygın ki … Çevremize dikkatlice
“Keşke öyle demeseydim, öyle yapmasaydım…” ya da “Şimdiki aklım olsaydı…” gibi sözlerle anlatılan pişmanlık duygularını yaşamayan var mı aramızda? Yukarıdaki soruyu dürüstçe yanıtlayacak olursak pek çoğumuz pişmanlık duygusunu zaman zaman yaşadığımızı itiraf etmek durumunda kalırız. Peki, sonrasında pişmanlık duyacağımız davranışlarda bulunmamızın, sonradan pişman olacağımız sözleri söylememizin sebebi nedir? Çok aç, çok susuz, çok yorgun, çok
İnsanların yarısı açlıktan, yarısı sevgisizlikten ölür diyor bir ruhbilimci. Çevremize dikkatlice baktığımızda bunu kolayca görebiliyoruz. Kalabalıkların ortasında ne çok insan var ki bir günaydın, nasılsın diyenleri, yüzlerine içtenlikle gülümseyenleri yok. Ne aile bireyleri farkında onların ne aynı okulda birlikte bulundukları öğretmen ve öğrenciler ne aynı masada çay içtikleri kahvehane müşterileri ne aynı atölyede birlikte çalıştıkları
AĞLAMAK NEYE YARAR ? Bir şarkı sözü değil bu yazının başlığı, düpedüz kendimize yöneltmemiz gereken bir soru! Çünkü başımız derde girdiğinde, bir sorunla ya da sorumsuzlukla karşılaştığımızda ilk tepkimiz yakınmak, sızlanmak, hatta ağlamak oluyor. Elbet hüngür hüngür ağlamak değil yaptığımız, ama sıkıntımızı, sorunumuzu çevremizdekilere öyle bir çaresizlik görüntüsü vererek anlatırız ki bizi dinleyenler dinlediklerine pişman