BİZ kim miyiz ? Biz, lokması iktidarca her gün biraz daha küçültülen, boğazı her gün biraz daha sıkılan yurttaşlarız. BİZ, soyu, inancı, siyasal tercihi iktidarca beğenilmediği için dışlanan, iş bulma olanaklarından yoksun bırakılan, ağzımızla kuş tutsak, yazılı sınavlarda tam puanlar alsak da mülakat denilen ahlaka aykırı uygulamalarla kapı dışarı edilerek işsiz bırakılan liyakatli gençleriz. BİZ,
Ne çok felaketlerle karşılaşıyor insanlık: Doğal, sosyal, ekonomik, siyasal, nükleer, kimyasal… Ve en korkuncu: Cehalet! Çünkü cehalet, uğranılan felaketin nedenini, nasılını, doğurduğu yıkımın önlenebilir olduğunu, aynı yolda yürünürse kişilerin de toplumların da aynı çukura tekrar tekrar düşeceklerini bilmemektir, anlayamamaktır. CEHALET MALÜLÜ KİŞİLER VE TOPLUMLAR yaşanan felaketleri önlemenin yolunu NAZAR BONCUKLARINDA, KAPILARA PASLI AT NALLARI ÇAKMAKTA,
Tiryaki misiniz? Sigara mı içiyorsunuz? Besbelli ki dumanını topuklarınıza kadar çekip burnunuzdan savuruyorsunuz. İyi halt ediyorsunuz! Ne havalı, ne çalımlısınız değil mi ama! Hele de o an seyretmekte ise önemsedikleriniz, keyfinize diyecek olmaz … da yakınınızda nefes almak zorunda kalanlar ağız kokunuzdan bunalmaya başlarlar. E, sonra ruh gibi ahbabınız öksürük hazretleri yerleşir ciğerlerinize. Önemli değil,
Karanlık gökyüzünde çok uzaklarda titrek, cılız yıldız ışıkları. Bahçemizdeki yüzyıllık meşe ağacının yapraklarını okşayan serin rüzgarın parmaklarından süzülen ürpertici, hafif, sürekli bir uğultu. Vaktiyle, çocukluk yıllarımdaki çobanlık günlerimi anımsatsın diye ulu meşemizin ince dallarına bağlayıp bıraktığım küçük çıngırakların arada bir sallanıp yaydıkları doğaçlama hafif gece müziği. Arada bir, bir yerlerden süzülüp gelen, sonra ağustos böceklerinin
Ülkelerin yönetilmesinde yönetenlerin duygu ve amaçları ile zeka düzeyleri ve akıl sağlıkları tarih boyunca çok belirleyici olmuştur. Öyle ki, insanların toplumsal yaşamları daha çekirdek ve büyük ailelerin ortaya çıkışıyla yönetim sorunları doğmuş ve aile bireyleri arasında yöneten – yönetilen ilişkileri genellikle güçlünün gücünden doğan otoritsiyle şekillenmiştir. Bu sosyal olgu, yaşanan coğrafi ortamların sunduğu olanaklardan
AH BU ÇIĞLIKLAR, SESSİZ ÇIĞLIKLAR! İnsanların yarısı açlıktan, yarısı sevgisizlikten ölür diyor bir ruhbilimci. Çevremize dikkatlice baktığımızda bunu kolayca görebiliyoruz. Kalabalıkların ortasında ne çok insan var ki bir günaydın, nasılsın diyenleri, yüzlerine içtenlikle gülümseyenleri yok. Ne aile bireyleri farkında onların ne aynı okulda birlikte bulundukları öğretmen ve öğrenciler ne aynı masada çay içtikleri kahvehane
AĞLAMAK NEYE YARAR ? Bir şarkı sözü değil bu yazının başlığı, düpedüz kendimize yöneltmemiz gereken bir soru! Çünkü başımız derde girdiğinde, bir sorunla ya da sorumsuzlukla karşılaştığımızda ilk tepkimiz yakınmak, sızlanmak, hatta ağlamak oluyor. Elbet hüngür hüngür ağlamak değil yaptığımız, ama sıkıntımızı, sorunumuzu çevremizdekilere öyle bir çaresizlik görüntüsü vererek anlatırız ki bizi dinleyenler dinlediklerine
Çok bilinen öyküdür: Vaktiyle çobanın biri durup dururken “Yetişin köylüler, sürüye kurt saldırdı!” diye bağırmış, köylü silahlanıp yardıma koşunca çoban gülerek şaka yaptığını söylemiş. Bu şakasını birkaç gün arayla birkaç kez tekrarlayıp aklı sıra halkı işletince kendisine duyulan güven usul usul tükenmiş. Derken bir gün sürüye gerçekten kurt saldırınca Yalancı Çoban, “Yetişin köylüler, sürüye kurt
Şu insan denilen varlık, bir alem! Hiç bir konuda yetinmek nedir, bilmiyor. Hep daha çok, daha çok edinmek, daha çok bilmek… istiyor. Peki, herkes mi böyle? Yok canım, insanların çoğu bilme isteklerini ilk çocukluk çağlarında zır cahil büyüklerinin önlerine koydukları ezberlerle, engellerle tümden yitiriyorlar. Böylece sureta insan olarak kalanlar, önlerine konulan engelleri aşmaya çalışmak yerine,
Bir zamanlar çok söylenen, çok dinlenen, çok sevilen bir şarkısı vardı Sayın Mazhar ALANSON’un, “ Peki peki anladık!” diye başlayan. Sözleri şöyleydi: “ Peki peki anladık / Her şeyden sen anlarsın / Her şeyi sen bilirsin / En güzel grubu sen kurdun / En güzel ritmi sen buldun / En iyi dalgıç sensin / En